AY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Temmuz 2018 Cuma
Tutulursan!?
27 Temmuz 2018'de yani bugün yüzyılın en uzun Ay tutulması yaşanacak. Ay tutulmasının 1 saat 42 dakika ve 57 saniye sürmesi bekleniyor. Tutulma, Türkiye saati ile 20:13'de başlayıp sabaha karşı 02:30'da sona erecek ve Ay, tutulma sırasında "Kanlı Ay" olarak adlandırılan kızıl bir görünüme bürünecek.
31 Ocak 2018 Çarşamba
Bu Gece AY Dolunay, hem Mavi hem Kanlı, üstelik Tutuluyor!
En son 150 yıl önce gerçekleşen nadir bir gök olayı ile bu gece karşılaşıyor Dünyamız! Bu gece AY Dolunay, hem mavi hem kanlı, üstelik tutuluyor!
20 Ağustos 2017 Pazar
12 Ocak 2017 Perşembe
26 Ağustos 2016 Cuma
25 Aralık 2015 Cuma
20 Mart 2015 Cuma
6 Kasım 2014 Perşembe
8 Ekim 2014 Çarşamba
'Selenelion'
Dünyamız bugün çok nadir yaşanan bir kozmik olayı gözlemleme şansına sahip olacak. 'Selenelion' adı verilen kozmik olayda, Ay tutulması esnasında Güneş göğe yükselecek. Dünyanın atmosferi sayesinde gözlemlenecek 'Selenelion' esnasında, Ay ve Güneş birbirlerinden 180 derece ayrı olarak konumlanacak. Ancak atmosferde ışığın kırılması sonucu her iki gök cismi ufukta ayrı ayrı belirecek. Bu sayede Güneş doğumundan önce, Ay da tam tutulmadan önce birkaç dakika boyunca gözlemlenebilecek. Amerika kıtasında 8 Ekim gündüzünde, Asya ve Pasifik'te ise akşam gözlemlenecek tutulmada, Güneş doğudan yükselirken batıda Ay tutulması gerçekleşecek. Bulunulan konuma göre, gözlem süresi 2 ile 9 dakika arasında değişecebilecekmiş.
"...but the sun is eclipsed by the moon."
24 Haziran 2014 Salı
13 Haziran 2014 Cuma
17 Aralık 2013 Salı
Bu gece AY dolunay !
"Ayın altında daha karanlıktır bazı anılar..."
27 Ağustos 2013 Salı
La luna putrefatta !
Başucu filmlerimin en üst sıralarına yerleşmiş olan, Reha Erdem’in siyah-beyaz, düşsel, entellektüel, şiirsel A Ay filminin sonlarında, Münir Özkul, Edip Cansever'in Tragedyalar'ından bir tiradı İtalyanca okur:
“sonra her şey birdenbire çirkin,
birdenbire çirkin,
birdenbire çirkindi.
bozuldu bir akşamüstü kıyılara çıkmak çünkü
eller bir soğuk el resmine girip dondular
ay çürüdü
her şey bir hizada kaldı,
bütün eşyaları kaldırdılar
o kaldı
bir o kaldı: gelişen korku.
…”
“sonra her şey birdenbire çirkin,
birdenbire çirkin,
birdenbire çirkindi.
bozuldu bir akşamüstü kıyılara çıkmak çünkü
eller bir soğuk el resmine girip dondular
ay çürüdü
her şey bir hizada kaldı,
bütün eşyaları kaldırdılar
o kaldı
bir o kaldı: gelişen korku.
…”
İzdüşüm(ler)
AY,
DÜŞLER,
SİYAH-BEYAZ FİLMLER,
ŞİİR,
TÜRK SİNEMASI
30 Mayıs 2013 Perşembe
25 Nisan 2013 Perşembe
Bu gece hem AY dolunay, hem de tutuluyor !
28 Aralık 2012 Cuma
28 Kasım 2012 Çarşamba
8 Şubat 2012 Çarşamba
The Future
Miranda July’ın yazıp, yönettiği, filmdeki esas kız Sophie’yi canlandırmanın yanında, “Paw Paw” isimli, filmin asıl kahramanı olan kediciği de seslendirdiği 2011 yapımı The Future / Gelecek filmi için ilk söyleyebileceğim, tuhaf bir film olduğu ("Tuhaf" kesinlikle olumlu yakıştırmamdır, en baştan belirteyim.) !
Dört yıldır birlikte olan Jason (Hamish Linklater -ya da izleyicilerin 2006-2010 yılları arasında “The New Adventures of Old Christine” dizisinden tanıdığı "Matthew" -) ile Sophie (Miranda July) çiftinin hayatlarına, bir patisi sakat bir kedicik aracılığıyla film süresince dahil oluruz.
Sophie küçük çocuklara dans dersi vermektedir; Jason ise, evde Internet kullanıcılarına teknik destek... Aralarında, tek kol hareketiyle zamanı durdurmak (ya da durdurduğunu varsaymak) gibi garip oyunlar oynamanın dışında, oldukça sıradan bir hayata sahipken, bir patisi sakat bir kediciği bulup veterinere götürmenin ardından, ikilinin hayatında her şey değişir.
Sakat kediciğin az bir ömrü kalmıştır; hayvan sağlığı merkezinde zorunlu olarak bir ay kalmak zorundadır. Bu bir ayın sonunda Sophie ve Miranda “Paw Paw” diye çağırdıkları kediyi evlerine alarak bakımını üstlenmeye karar verirler. Sonrasındaysa, kedi evlerine gelince sorumsuz hayatlarının yerine, artık sorumluk alacakları ayırdına vararak, son olarak rahat geçirecekleri önlerindeki bir ayda, iç seslerinin yönlendireceği şekilde istediklerini yapmaya karar verirler. Şimdi, "izleyiciler" olarak kendimize dönelim! Böyle bir durumda, bazı istisnalar hariç, herkesin ilk yapacağı, elbette işi bırakmak olacaktır. Öyle de olur. Sophie ve Jason işlerini bırakır. Jason küresel ısınmaya karşı sosyal sorumluk alarak, kapı kapı dolaşıp fidan satmaya, Sophie ise “her güne bir dans” projesini tamamlamak için evde dans edip Internet'in sonsuzluğuna bırakmak üzere kendini kayda almaya başlar... Jason, kapı kapı dolaşmaları sırasında, evinde, kendi evindeki benzer hatta aynı eşyalara sahip yaşlı bir adamla karşılaşır; aralarında bir dostluk başlar. Sophie ise veterinerde Jason’un aldığı karakalem resimde kendi kızını çizmiş adamı, telefonla arar ve her ikisinin de “Doğu”ya baktığını öğrenir! İkilinin gündelik bireysel seçimlerini izlerken, Jason’un geleceğinin Sophie ile yaşlanmak olduğunu fakat Sophie’nin giderek Jason’dan uzaklaşarak başka bir gelecek içinde kendini hayal ettiğini doğrudan gözlemleriz. Bu sıradışı çiftin bıkkınlık dolu hayatlarını röntgenlerken korktuğum başıma gelir: Olan, kediciğe olur !
Konuşan bir kedi ile Jason’un marifetleri (Dolunay’la konuşmak, gel-git oluşturmak ve tek kolunu kaldırarak zamanı durdurmak gibi) filmi gerçeküstü yapmış, üstelik karşı dursanız bile, size de sorgulama yaptırtmayı başarıyor film. “Ben kimsenin kedisi değilim. Ben kedi bile değilim. Ben, ben bile değilim.” diyen filmdeki kedicik gibi hissettim kendimi birden !
Dört yıldır birlikte olan Jason (Hamish Linklater -ya da izleyicilerin 2006-2010 yılları arasında “The New Adventures of Old Christine” dizisinden tanıdığı "Matthew" -) ile Sophie (Miranda July) çiftinin hayatlarına, bir patisi sakat bir kedicik aracılığıyla film süresince dahil oluruz.Sophie küçük çocuklara dans dersi vermektedir; Jason ise, evde Internet kullanıcılarına teknik destek... Aralarında, tek kol hareketiyle zamanı durdurmak (ya da durdurduğunu varsaymak) gibi garip oyunlar oynamanın dışında, oldukça sıradan bir hayata sahipken, bir patisi sakat bir kediciği bulup veterinere götürmenin ardından, ikilinin hayatında her şey değişir.
Sakat kediciğin az bir ömrü kalmıştır; hayvan sağlığı merkezinde zorunlu olarak bir ay kalmak zorundadır. Bu bir ayın sonunda Sophie ve Miranda “Paw Paw” diye çağırdıkları kediyi evlerine alarak bakımını üstlenmeye karar verirler. Sonrasındaysa, kedi evlerine gelince sorumsuz hayatlarının yerine, artık sorumluk alacakları ayırdına vararak, son olarak rahat geçirecekleri önlerindeki bir ayda, iç seslerinin yönlendireceği şekilde istediklerini yapmaya karar verirler. Şimdi, "izleyiciler" olarak kendimize dönelim! Böyle bir durumda, bazı istisnalar hariç, herkesin ilk yapacağı, elbette işi bırakmak olacaktır. Öyle de olur. Sophie ve Jason işlerini bırakır. Jason küresel ısınmaya karşı sosyal sorumluk alarak, kapı kapı dolaşıp fidan satmaya, Sophie ise “her güne bir dans” projesini tamamlamak için evde dans edip Internet'in sonsuzluğuna bırakmak üzere kendini kayda almaya başlar... Jason, kapı kapı dolaşmaları sırasında, evinde, kendi evindeki benzer hatta aynı eşyalara sahip yaşlı bir adamla karşılaşır; aralarında bir dostluk başlar. Sophie ise veterinerde Jason’un aldığı karakalem resimde kendi kızını çizmiş adamı, telefonla arar ve her ikisinin de “Doğu”ya baktığını öğrenir! İkilinin gündelik bireysel seçimlerini izlerken, Jason’un geleceğinin Sophie ile yaşlanmak olduğunu fakat Sophie’nin giderek Jason’dan uzaklaşarak başka bir gelecek içinde kendini hayal ettiğini doğrudan gözlemleriz. Bu sıradışı çiftin bıkkınlık dolu hayatlarını röntgenlerken korktuğum başıma gelir: Olan, kediciğe olur !
Konuşan bir kedi ile Jason’un marifetleri (Dolunay’la konuşmak, gel-git oluşturmak ve tek kolunu kaldırarak zamanı durdurmak gibi) filmi gerçeküstü yapmış, üstelik karşı dursanız bile, size de sorgulama yaptırtmayı başarıyor film. “Ben kimsenin kedisi değilim. Ben kedi bile değilim. Ben, ben bile değilim.” diyen filmdeki kedicik gibi hissettim kendimi birden !
İzdüşüm(ler)
AY,
GERÇEKÜSTÜCÜLÜK,
KEDİLER,
SİNEMA



















