İÇİNDEN TÜRK MOTİFLERİ GEÇEN FİLMLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İÇİNDEN TÜRK MOTİFLERİ GEÇEN FİLMLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mayıs 2016 Cuma

La novia

Paula Ortiz'in 2015 yapımı La novia / The Bride / Gelin filmi, Federico García Lorca'nın "Köy Trajedileri Üçlemesi"'nin ilk oyunu olan "Bodas de Sangre / Kanlı Düğün" adlı eserinden uyarlanmış. (Diğer iki oyun "Yerma" ile "Bernarda Alba'nın Evi".) İçinden Türkiye geçen bir film La novia / The Bride / Gelin çünkü dış sahnelerin pek çoğu için çekim yerlerinden biri Güzel Atlar Ülkesi Kapadokya!

3 Mart 2016 Perşembe

My Family and Other Animals

Ünlü zoolog (hayvan bilimci) ve yazar Gerald "Gerry" Malcolm Durrell'ın Korfu (Corfu) Üçlemesi'nin ik kitabı olan otobiyografik My Family and Other Animals / Ailem ve Diğer Hayvanlar kitabı 2005 yılında Sheree Folkson tarafından filme çekilir. Film, Gerald Durrell'ın annesi, iki ağabeyi ve bir ablasıyla beraber 1935 yılında gidip yerleştikleri ve 1939 yılına dek kaldıkları Korfu (Corfu) Adası'ndaki hayatlarından bir kesiti sunuyor. Durrell ailesi, II. Dünya savaşı'nın patlak vermesiyle birlikte yeniden ülkelerine, İngiltere'ye dönüyorlar. Bu arada Gerald Durrell'ın en büyük ağabeyinin, daha önce günceme Acı Limonlar Adasında kitabıyla konuk olan ünlü yazar Lawrence Durrell olduğunu da belirteyim.
My Family and Other Animals / Ailem ve Diğer Hayvanlar filmi, esprili bir şekilde Durrell ailesinin Korfu(Corfu)'daki hayatını anlatıyor ve adanın zengin faunasıyla izleyicileri buluşturuyor.

Filmden bir Türk genci de geçiyor... George'un ablası Margo'nun (asıl adı Margaret) bir ara bir Türk genciyle de arkadaşlık ettiğini görüyoruz.

8 Şubat 2016 Pazartesi

Human

Fransız fotoğrafçı, gazeteci ve yönetmen Yann Arthus-Bertrand, Uruguay'ın eski devlet başkanı Jose Mujica hariç sıradan insanlardan, değişik etnik kökenlerden seçtiği bir dolu insanla yapmış olduğu görüşmelerin ve havadan muhteşem çekimlerin yer aldığı, 2015 yapımı Human / İnsan filmi çok ama çok güzel ve etkileyici.
Human / İnsan olup, Human / İnsan gibi hissedip, Human / İnsan kalarak izlemeniz dileğimle!

Ayrıca Human / İnsan filminin içinden Türkçe bir şarkı geçiyor, sorulara cevap veren bir Afganlı mülteci de geçtiği ülkelerden bahsederken Türkiye'yi de sayıyor...

3 Kasım 2015 Salı

La fille sur le pont

Marianne Faithfull'un söylediği "Who will take my dreams away?" şarkısı eşliğinde La fille sur le pont:

Patrice Leconte'un 1999 yapımı siyah-beyaz La fille sur le pont / The Girl on the Bridge / Köprüdeki Kız filmi, Paris'te bir köprüde başlayıp İstanbul'da Galata Köprüsü'nde sonlanıyor. Müzikler hoş ama İstanbul görüntüleri hoş değil!
Yönetmen, Daniel Auteuil'in canlandırdığı, sirklerde hedef tahtasına bağladığı genç kadınlara bıçak fırlatarak hayatını devam ettiren Gabor'u gemiden indirtip, bavullarının üzerine oturup beklediği sahneyle Türkiye çekimlerini başlatmış, Galata, Taksim ve Kapalıçarşı civarlarında, İstanbul’un ne kadar karanlık arka sokağı ve ağırlıklı kara bıyıklı insanları arasında dolaştırarak devam etmiş! Öyle ki, bıçak atma ustası Gabor, parasız kalınca bıçaklarını bile satışa çıkartacaktır İstanbul sokaklarında!

29 Haziran 2015 Pazartesi

Jowita

Janusz Morgenstern'nin 1967 yapımı Jowita filmi, gözlerinize ve ruhunuza dokunan, Fransız Yeni Dalga filmleri tadında, görüntüleri, müziği, şiirsel anlatımıyla başından sonuna sizi büyüleyen bir film....



26 Mayıs 2015 Salı

5 Fingers

Joseph L. Mankiewicz'in 1952 yapımı 5 Fingers / Ankara Casusu filmi, II. Dünya Savaşı'nda tarafsız olan ülkemizde 1944 yılında yaşanmış gerçek bir casusluk olayının öyküsüdür. İngiliz Büyükelçiliği'nde çalışan Çiçero kod adlı Arnavut kökenli casusun gizli belgeleri Alman yetkililere sızdırmasının detayları, o tarihte Alman Büyükelçiliği'nde Askeri Ateşe olarak çalışan L.C. Moyzisch'in yazmış olduğu kitaptan senaryolaştırılmıştır. Filmin istanbul'da geçen muhteşem kovalamaca sahnesinde eski İstanbul görüntüleri çok güzeldir.

27 Nisan 2015 Pazartesi

İstanbul

Joseph Pevney'in 1957 yapımı filmi İstanbul, adını güzeller güzeli 'Dersaadet' yani mutluluk kapısı kentimizden alıyor, Cornell Borchers, Nat 'King' Cole ve Errol Flynn'ı aynı karede buluşturuyor.

5 Mart 2014 Çarşamba

Marmoulak

İran’ın muhalif yönetmenlerinden Kemal Tebrizi’nin 2004 yapımı Marmoulak / The Lizard / Kertenkele filmi, "Dünyadaki her bir bireyin mutlaka kendisini Allah'a ulaştıracak bir yol bulabileceğinden” hareket ederek, “kertenkele” lakaplı hırsız Rıza’nın dönüşüm öyküsünü inanılmaz güzellikte, pırıl pırıl esprili bir dille anlatıyor. Rıza, hastahanedeki oda arkadaşı mollanın kıyafetleriyle kaçıp bir köy camisine “hoca” olarak yerleşince, molladan öğrenmiş olduğu “insanların sayısı kadar Allah'a ulaşmanın yollarının olabileceğini, Allah’ın kullarının yüzüne tüm kapıları kapatmadığını ve Allah'a giden yolların her zaman açık olacağı” söylemlerini camiye gelenlere aktarıp, yobaz düşüncelere karşı daha aydın bir hoca profili oluşturuyor. Film muhteşem, filmde duyduğumuz ve son karelerde iyice pekişen “Küçelere su serpmişem” Azeri türküsü ayrı muhteşem!
küçelere su serpmişem
yar gelende toz olmasın
eyle gelsin eyle gitsin
aramızda söz olmasın

samavara od salmışam
istekene gend salmışam
yarım gedip tek galmışam
ne ezizdir yarın canı
ne şirindir yarın canı

küçelere su serpmişem
yar gelende toz olmasın
yar gelende toz olmasın


***Azeri Türkçesinde orjinali ise şöyle***

Küçələrə su səpmişəm,
Yar gələndə toz olmasın
Elə gəlsin, elə getsin,
Aramızda söz olmasın.
Samovara od salmışam.
İstəkənə qənd salmışam.
Yarım gedib tək qalmışam.
Nə əzizdir yarın canı,
Nə şirindir yarın canı.
Samavarı alışdırın,
Maşa gətdim qarışdırın
Küsülüyük barışdırın
Nə əzizdir yarın canı,
Nə şirindir yarın canı.
Piyalələr irəfdədir
Hər biri bir tərəfdədir
Görməmişəm bir həftədir
Nə gözəldir yarın canı,
Nə şirindir yarın canı.

Quentin Tarantino’nun “Pulp Fiction” filmiyle karşılaştığımız sahneler oldukça absürt ama bu film üzerine Kertenkele Rıza’nın yaptığı konuşmalar hakikaten çok manidar!

Filmdeki güvercinli göndermelere özellikle dikkat edin ve mutlaka bu filmi edinip izleyin.

Avaze gonjeshk-ha

İranlı yönetmen Mecid Mecidi (Majid Majidi) ilk kez 2009 yılında Bacheha-Ye Aseman (بچه‌های آسمان) / Children of Heaven / Gökyüzünün Çocukları / Beççahay-ı Asuman = Cennet'in Çocukları = Uçmağ Çocukları filmiyle 2009 yılında konuk olmuş `”Ay’dan İzlenimler”’e… Daha sonra 2012 ylında Beed-e majnoon / ید مجنون /The Willow Tree / Söğüt Ağacı filmiyle güncemde bir kez daha değinmişim Mecid Mecidi’nin hüzünlü öyküler anlatan sinemasına… Yönetmenin izleyip, nedense güncemde değinmediğim 2001 yapımı Baran filminden sonra geçtiğimiz akşamlardan birinde, 2008’de çektiği şu ana dek de son filmi olarak kayıtlarda olan Avaze gonjeshk-ha / The Song of Sparrows / Serçelerin Şarkısı filmini izledik. Başrolde ağırlıklı olarak filmlerinde rol verdiği gözde oyuncusu Rıza Naci (imdb’de Mohammad Emir Naji olarak geçiyor. Rıza Naci, bu filmdeki rolüyle, 2008 Berlin Uluslararası Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu” unvanını alarak Gümüş Ayı’yı da kazanmış.) var yine ve bu filminde kullandığı tek profesyonel oyuncu oymuş, diğer tüm karakterler amatörlermiş. Tahran yakınlarında bir köyde karısı Nergis ve üç çocuğuyla yaşayan Kerim (Rıza Naci) devekuşu çiftliğinde çalışmakta. Filmde serçeleri görene dek acaba filmin adı yanlış mı çevrilmiş diye düşündüm; çünkü filmin başından hayli hatırı sayılacak bir noktaya dek, devekuşlarıyla haşır neşir oluyoruz. Çiftlikten bir devekuşu kaçınca sorumlu tutulan Kerim işsiz kalıyor, sağır olan büyük kızının işitme cihazının tamiri için Tahran'a gidince, tesadüfen motosikletinin arkasına biniverin bir "zoraki" müşteriyle moto-taksici oluveriyor. Aklına bu iş yatınca da, devam ediyor. Köyden kente inen Kerim'in Tahran maceraları, başına gelenler, ailesiyle yaşadıkları, oğlunun tarladaki su deposunun kirli sularını arkadaşlarıyla temizleyip içinde kırmız balıklar yetiştirmek istemesi, tüm bireylerin hayalleri büyük bir hızla akıyor gözlerimizin önünden....“Güzel bir düş görünce uyanmak istemezsiniz ya, işte tam öyle bir tat bırakıyor usunuzda” diye yazdığım Bacheha-Ye Aseman (بچه‌های آسمان) / Children of Heaven / Gökyüzünün Çocukları / Beççahay-ı Asuman = Cennet'in Çocukları = Uçmağ Çocukları filmine eşdeğer bir tatla izledim Avaze gonjeshk-ha / The Song of Sparrows / Serçelerin Şarkısı filmini… Türkçe kurulmuş cümleler, sözcükler yakaladıkça çok büyük keyif aldım ve elbette filmle ilgili fotoğrafları tararken Mecid Mecidi’nin Rıza Naci’ye devekuşu kılığına girmesini gösterdiği şu kareyi çok sevdim:

Kerim’in ahbabı kamyonet şoförünün İbrahim Tatlıses türküleri dinlediği de kulaklarımdan kaçmadı doğrusu… Bu arada, Kerim’in seslendirdiği “Yalan Dünya” adlı Azeri Türküsü de tek kelimeyle muhteşem! Filmdeki çocuklar birbirinden harika ve baba olmak Rıza Naci’ye çok yakışıyor! Mavi kapıyı evine taşıyan Kerim'in bakışları kalbinize saplanıyor.

Filmdeki semboller, göndermeler çok güzel… Kerim'in karısı Nergis’in çocuklarıyla birlikte işlediği şu yorgan (dokuma-işleme-halı mı?) gökyüzü gibi görünmüyor mu? Her bir pul, bir yıldıza tekabül etmek üzere, fonda gece mavisi atlas ile tam bir gece göğü ki, artık ancak havası pek kirlenmemiş, şehir ışıklarıyla zedelenmemiş nadir yerlerde gece göğünü bu denli haşmetli görebiliriz!

10 Temmuz 2013 Çarşamba

The Loneliest Planet

Rus asıllı Amerikalı kadın yönetmen Julia Loktev, Nuri Bilge Ceylan’ın jüri başkanlığındaki 31. İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale’yi kazanmıştı 2011 yapımı The Loneliest Planet / Yalnız Gezegen filmiyle. Seyrederseniz, Nuri Bilge Ceylan'ın bu filme bu ödülün verilmesinde çok etkili rol oynamış olduğu düşüncesine kapılacaksınız, sakın şaşırmayın ! Gecikmeli olarak izlediğim filmin gidişatını değiştiren aşağıda fotoğraflarını gördüğünüz krılma sahnesinde, erkeklerin ve kadınların bir küçücük sahneyi nasıl olup da birbirinden tam zıt bir biçimde algıyabileceğine olabilecek en güzel örnek olduğunu düşünüyorum bu filmin.

Şurada okuduğum röportaja göre, Julia Loktev bir festival sebebiyle Gürcistan’da bulunduğu sırada aklına Tom Bissell’in “God lives in St Petersburg / Tanrı St Petersburg’da Yaşıyor” kitabının içinde yer alan “Expensive Trips to Nowhere / Hiçbiryer için Pahalı Turlar” adlı kısa öyküsü gelmiş ve “neden bu öyküyü filme dönüştürmeyeyim” demiş. Öykünün orjinali Kazakistan’da geçiyormuş ama Gürcistan’daki Kafkas dağlarının dinginliği de gayet güzel oturmuş Loktev’in uyarlamasında. Filmin üç ana oyuncusundan Gürcü rehberi oynayan karakterin (ki ünlü Gürcü dağcı Bidzina Guajabidze canlandırmış bu rolü ve başlangıçta Himalayalar'a planlanmış bir seyahatim var diyerek kabul etmek istememiş filmde oynamayı. Yine de deneme çekimini yapmış ve çocuklarının etkisiyle filmde olmayı kabul etmiş. Hiç oyunculuk denemesi olmamasına rağmen doğallığından ve bir bakıma da hep dağlarda, doğada kendisini oynadğından olsa gerek filmde harikalar yaratmış bence.) Türkiye’ye komşu Gürcistan’ın Gürcü rehberinin eski karısının gidip Hollanda’da bulduğu yeni sevgilisi bir Türk ve bu vesileyle nedendir bilmem ama Türkleri de geçirivermiş filminin içerisinden Loktev. Uyarlanan öyküyü okumadım, dolayısıyla bilmiyorum öyküden bir Türk geçiyor mu ama bu kurgunun Loktev’den kaynaklandığını düşünüyorum.
Gael García Bernal kendisine senaryo gönderildiğinde, çocukken Mihail Yuryeviç Lermontov'un "Geroy naşevo vremeni (Герой нашего времени) / A Hero of Our Time / Çağımızın Bir Kahramanı" adlı romanını okuduğunu ve o günden beri Kafkasya'ya gitmenin hayallerinde yer aldığını belirterek rolü kabul etmiş. Bunun üzerine yönetmen Julia Loktev hoş bir sürprizle, Gael García Bernal'in canlandırdığı Alex karakterine, nişanlısı Nica'nın (Hani Furstenberg canlandırıyor) bu kitaptan bir parça okumasına yer vererek filminin içinden geçirmiş Lermontov'un yazmış olduğu tek romanı. Cep telefonu kullanmayan ve birlikte kitap okuyan bir çift ! Bu sahne, filmin en romantik sahnesiydi kanımca. Hemen buradan bir selam gönderiyorum The Reader / Der Vorleser / Okuyucu filmine !
The Loneliest Planet / Yalnız Gezegen filmini izlemeyi bitirdiğimde, aşkın tek kişilik olduğu inancımın pekişiyor olduğunu duyumsuyorum sonsuz güzellikteki Kafkaslar'ın dinginliğinde.

24 Nisan 2013 Çarşamba

The Mask Of Dimitrios

Edebiyatta modern gerilim türünün mucitlerinden yazar Eric Ambler'in (1909-1998) 1939 tarihli yapıtından uyarlama, 1944 tarihli bir film The Mask Of Dimitrios. Yönetmen Jean Negulesco'nun 30 yıllık (1940-1970) film kariyerinden izleyebildiklerimin arasına giren bir numaralı "Film Noir", Türkiye'de zamanında gösterime girdiği adıyla "İzmirli Dimitriyos'un Maskesi".
Filmin aslı 1938'de geçse de, 1922-1938 arası başka tarihleri de görüyoruz geçmişe dönüşlerle. "Film Noir" izlemenin keyfine varılacak filmlerden birisi. Filmin biz Türkler için en büyük özelliği, Türkiye'de başlaması ve senaryo gereği sıklıkla Türkiye'ye ve bağlantılı öğelere atıfta bulunulması. Gerçi az arşiv görüntüsü, bolca stüdyo çekimleri ile kotarılmış fakat verilmek istenen atmosferi yakalamış.
Kadın oyuncular biraz geri planda kalmış öykünün gidişatı açısından.. Bu filme "çok yakışan", Peter Lorre ve Sydney Greenstreet döktürüyor. Elbette bir "Maltese Falcon" (Malta Şahini) ayarında değil ama türün gönülden meraklıları için eşsiz bir hazine sayılabilir. Serseri ruhlu maceraperest bir adam portresi çizen Dimitrios'un, entrika, gizem, casusluk dolu yaşamından ziyade, bizleri Dimitrios'un izini süren roller filme bağlıyor. Greenstreet ve Lorre harika performanslar sergileyerek kendilerini filme eklemliyorlar!
Negulesco, "flash-back" kullanmanın ölçüsünü kaçırmış gibi dursa da, filmin yapısı ve sinematografisi gereği buna mecburdu. Neticede, senaryo, bir romandan kotarılmıştı ve romanın özüne sadık kalması gerekiyordu. Olağanüstü bir film olmasa da, türünün en iyi örneklerinden, türüne özgü zengin klişe içerik örneklerini barındıran bir film "İzmirli Dimitriyos'un Maskesi"...
Film boyu, kozmopolit tiplerle şehirden şehire, ülkeden ülkeye dolaşıyor, casusluk entrikalarına şahit oluyoruz; hatta "flash-back" sekanslarıyla, zaman içinde de ileri-geri gidiyoruz. Kurt Katch (Colonel Haki = Albay Hakkı) de ayrı bir tat vermiş Türk bir Albay rolünü başarıyla canlandırmış... Albay Hakkı karakterine Eric Ambler'in başka bazı romanlarında da rastlamak mümkünmüş (Bu romanları okumadığım için bu bilgiyi maalesef teyid edemiyorum.)...
Fimin 1944'te henüz II.Dünya Savaşı sürerken çekilmesi, romanınsa 1938-1939'larda, savaşın hemen öncesinde yazılışı üzerinde önemle durulması gereken veriler. Çok daha sonraları çekilen kimi filmlerde bile, Türkiye sahnelerinde Osmanlı dönemi kılık-kıyafet, eski yazılar vb. görülürken, dönemin tarihsel gerçekliklerine, azıcık bozulmalarla da olsa, sadık kalınmış oluşu, takdire şayan.
"B sınıfı filmleri" ve "Film Noir" seven sinefillerin, hala izlemedilerse, bulup, edinip izlemelerinde yarar var. Türü sevmeyenler içinse, anlamsız ve zaman kaybı diye nitelendirilebilir. Sevmiyorsanız, uzak durun!
Film ve/veya romandan uyarlama senaryo, 1945'te Radyo Tiyatrosu olarak da dinleyicilerle buluşmuş...

Elbette filmin içinden geçen alttaki karede görebileceğiniz "Eloise" ve "Abelard" adındaki iki muhteşem Siyam kedisine değinmeden de duramayacağım. Kediler gerçekten muhteşemdiler !

"Adolph Deutsch" adı, 1941 yapımı Malta Şahini gibi İzmirli Dimitriyos'un Maskesi'nin de müziklerinde var.
İzmirli Dimitriyos'un Maskesi'ni izlemeyi bitirdikten sonra aklıma bir şarkı geldi: Hollandalı gizemli yazar Cornelius Leyden rolündeki Peter Lorre, burnu tıkalı gibi olan, genizden gelen sesiyle, "The Friends Of Mr. Cairo" adlı 1981 yapımı "Jon & Vangelis" albümündeki, albümle aynı adı taşıyan şarkıyı anımsattı. Zaten şarkının kimi yerlerinde de Peter Lorre'un, başka bazı aktörlerin seslerinin de bu şarkıda kullanıldığı gibi, kendi sesi kullanılmıştır.
Girdimi, içinden İstanbul'un da geçtiği, sessiz filmlere, Film Noir filmlere, eski moda siyah-beyaz filmlerin büyülü dünyasına, onların bu unutulmuş eski kurgu-evrenlerine, fantastik kült yapım ve oyunculara "inceden inceye bir selam" ve "güzelleme" içererek yad eden bu şarkının sözleri ile ki, bitişinde film makarası da biter-kopar, ses boğulur, nihayetlendiriyorum; şarkıyı bulup dinlemeniz önerilir ki, 12 küsür dakika sürmektedir:
THE FRIENDS OF MR. CAIRO
[shooting]
[movie like speech:]*

Frankie: Okay, this is the picture. 
Johnny's been hurt. He's been hurt bad.
Woman: Look, we can't leave him here, we can't. 
Look, he's in a pool of blood. He's gonna die, I know it.
Frankie: We've gotta leave him here, honey. We gotta. 
He won't talk, I promise you that! Will you Johnny?
Woman: Frankie, I don't care whether he talks or not, 
I just can't leave him like this.
Johnny Listen. Leave me here I... I... I can ... 
I can ... handle it.
Woman: Oh, no, Johnny, no...

[interlude]

Frankie: 
The cops are outside. Luke's in the car. 
Come on, let's get the hell outta this joint.
Woman: 
Frankie, when they get here wer're gonna be dead, 
I know we are! We don't have a gun!
Frankie: 
Listen. We got three million... Listen, 
[spud]. We got three million in the can, here. 
We can't look after him, 
I'll send the bird to his mother. 
Come on, let's just get out of this place, 
we can do it!
Woman: 
Oh, no, Johnny, no...
[interlude] Frankie: Okay now, just lean up against that door. When I give the word "Go" we just..., we just go through it and blast at the same time. She came, as in the book, Mickey Spillane That Saturday night dark masquerade Had filled his friend with lead, the same, sweetheart But then, as nothing happens quite the same Investigation is the game He had to check her story right away-he dead Sam Spade his buddy Archer first to go he got it-he dead She spelt it out, how could they know the 'Fatman' got it -he dead Her sister didn't really live at all-confusion-he dead His chase led to the Fatman, to face the friends of Mr. Cairo [movie like speech:] Woman: Hey, there's a really terrific dress shop. Can we stop this raid while I buy a new gown? Frankie: I'll buy you the whole factory, sweetheart. Don't worry. That night, the double crosser got it right Pretending he was really dim He slipped to Sam a double gin (Mickey Finn) He woke, the boys had gone, but not his gun They'd left a note to lead him on The chase to find the Maltese Falcon-you bet- Early thirties gangster movies Set to spellbind population From Chicago to Hong Kong Via Istanbul the Talking Tong Dirty rats thru' prohibition Money flowed thru gangsterism Acting out this fantasy In Hollywoods vicinity The best part for the best rendition Al Capone he sent to prison Citizen Kane came fast and quickly Conquerin ol' New York City Poking fun at superstition Media became television Give me Cagney anyday Or Jimmy Stewart for President Or Edward 'G' and all those guys Who always shoot between the eyes Between the eyes Between the eyes...
[movie like speech:] Kasper: ha, ha, well done Mr. Cairo, and what do you have to say about that, my friend? Spade: Allright. So you've got me in it. What about her? Brigid: Don't worry about me, I'm okay Kasper: Very magnanimous, sir, very magnanimous indeed, ha, ha, ha Mr. Cairo: You mean..., you won't make us an offer we... we can't refuse... Father love do you work, do you work for Mother Chances could call, and accept that, be no other Science as it might, disappear correspond with colour Chance is the fruit, will outlive, what is now the brother Call for total wealth to distribute like a picture In black and white, give it joy, give it, let it hit you Spoil our existence by extreme gift to population Father love do you work, do you work for Mother Tell me straight be the Godfather be no other Media Kings give us now give us total movie Straight right now, give it clear, give us total movie Now being here, being now, being here believing [movie like speeches:] Man: I don't know which words to put in there sweetheart, you know, I can't do it. Pretty kind of useless, though, don't you think so Mary? Man: Come with me to the far lands of Baghdad. Woman: Oh, if only I could. That's what I want more than anything in the world, but it could never be... Man: Of course it can... Woman: But my father would find us wherever we went. Yes, he has forbidden me to... to even speak to you, if he finds me now. I don't know what he'd do... Man: But he doesn't know that I'm... I'm a prince. Before, I was the thief of Baghdad now... Woman: It doesn't matter... Man: Then follow me, darling, follow me now to the ends of the Earth One on one to talk to you Like film stars they get close to you You've mirrored his appeal He wants you so, he wants to be beside you Then you pass by giving him the other side of you Like the mystics do So that every time he moves, he moves for you Soul and light can always see The meeting of true love and she This silent night and I, I guess a lonely mind might see I've seen love on the screen I've seen a screen goddesss and me-oh How often this, how often, this the power of you And so, I must confess Whatever I see I'm meant to be there with you With you, with you...
Silent golden movies, talkies, technicolour, long ago My younger ways stand clearer, clearer than my footprints Stardom greats I've followed closely Closer than the nearest heartbeat Longer that expected-ther were great- Oh love, oh love just to see them Acting on the silver screen, oh my Clark Gable, Fairbanks, Maureen O'Sullivan Fantasy would fill my life and I Love fantasy so much Did you see in the morning light I really talked, yes I did, to Gods early dawning light And I was privileged to be as I am to this day To be with you... To be with you... [movie actor like speech:] Mr. Cairo: Listen. I have arranged this display for... For all of you people to... To come here this evening and I... I know you have been searched, but, what you... You don't realize is, is that in the back of the Maltese Falcon, I have it...

*Based / inspired on the three movies: "The Maltese Falcon" (1941). Directed by John Huston. Cast: Humphrey Bogart, Mary Astor, Peter Lorre, Sydney Greenstreet, Ward Bond, Barton MacLane, Gladys George, Lee Patrick, Elisha Cook Jr., Jerome Cowan and Walter Huston. "It's a wonderful life" (1946). Directed by Frank Capra. The speaker is imitating Jimmy Stuart in the section: "I don't know which words to put in there sweetheart.."). "The thief of Bagdad" (1924). Directed by Raoul Walsh. Cast: Douglas Fairbanks. [The section starting with: "Come with me to the far lands of Baghdad"].