YOLCULUK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YOLCULUK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ağustos 2017 Pazar

Bulutlar Güzeldir!

Ayrı birey AY Hanım, Koyu Mavi ve Ay Tanrıçası tatildeyken, bulutlar uçuştu hep gökyüzünde!

13 Ağustos 2015 Perşembe

Bozcaada... Bozcaada...

Bozcaada'nın yeldeğirmenlerinde umutsuzca Don Kişot'u ararken...(11.08.2015)

12 Ocak 2015 Pazartesi

Ne Gel Ne Git Ne de Kal 'Gelgit' !!!

Föhr Adası'ndan 'gelgit' fotoğrafları,
Özdemir İnce'nin
"...vurur sabırsız kıyılara çıldırtıcı gelgitler, sonsuz iç çekişleri..."
dizelerini anımsatıyor.

Yaş aldıkça, yaşlanmıyorum artık!
Gelgitlerim depreşiyor.

15 Eylül 2014 Pazartesi

Yaz Geçer...

Güzel şiirdir Murathan Mungan'ın "Yaz Geçer" şiiri... Yazı, 11 Eylül'ün Güneyli ve 13 Eylül'ün Gümüşlük fotoğraflarıyla sonlandırıyorum. Güneyli fotoğrafları benim, Gümüşlük fotoğrafı ise şu an orada olan Alman arkdaşlarımın fotoğraf makinasından belleklerimize sabitleniyor. Bir yaz daha geçti... Tuhaf ama hoş bir tesadüfle bugünün başlığının üstündeki "Günün İzi" de pek anlamlı olmuş: `Tempus fugit. / Zaman geçiverir.´
Bakalım, hangi yazlar bizi bekler?

Güneyli
Gümüşlük

23 Eylül 2013 Pazartesi

Blues’un ve Rüzgârın Kenti Chicago

“AY’dan İzlenimler”’e daha önce birbirinden güzel, Alaska, Japonya ve muhteşem Maggiore Gölü fotoğraflarıyla konuk olan sevgili öğretmenim, arkadaşım, bu kez bana ithaf ettiği, ‘rüzgârlı kent’ Chicago fotoğrafıyla günceme konuk oluyor.

Posta kutumda gördüğüm an kendimi bir bilimkurgu filminde hissetmemi sağlayan ve Amerika’da New Orleans’la birlikte merak ettiğim iki kentten biri olan Chicago deyince, elbette tam 33 yıl önce Chicago sokaklarında çekilmiş olan, müzikal komedi filmlerinin klasiklerinden, sinema tarihinin efsanelerinden The Blues Brothers / Blues Biraderler filmini de anmadan geçmiyor, günce tarihime notunu düşüyorum.

9 Mayıs 2013 Perşembe

Kişisel Müzem için Montreal'den Dört Mevsim

"Koyu Mavi"'nin taaa Montreal'den postaladığı "Les Escaliers des Quatre-Saisons / Dört Mevsimde Merdivenler" kartpostalı "Kişisel müzene 4 mevsim Montreal de benden olsun!" notuyla dün akşam bana ulaştı, hem güncemde hem de kişisel müzemde keyifle yerini aldı.

30 Ocak 2013 Çarşamba

Tren Öyküleri IV

Benim için trenler düşler gibidir ve kişisel takıntılarımdan biridir. (Bir diğer takıntım olan vapurları gözardı etmeyeyim, meraklısı hemen tıklayıp bakabilir: Benim Vapurlarım)
İçinden trenler, istasyonlar geçen filmleri, kitapları ayrı severim. Şu sıralar başucu kitaplarımdan biri, Haydar Ergülen’in ağırlıklı olarak Şubat 2008 – Mart 2011 yılları arasında Raillife dergisinde yayımlanmış olan yazılarından oluşan “Trenler de Ahşaptır” isimli kitabı.
İlk kez, henüz çok çocukken, annem ve kardeşlerimle birlikte, Muratlı – Edirne arasında gecenin bir yarısı yaptığımız bir tren yolculuğu ile kalbimi kaptırdım diyebilirim rayların üzerinde akıp giden, hiç durmayacakmış hissini veren trenlere… Kalbime giren, giderek bir tutkuya dönüşen trenlerle ilgili kısa öykülerimi, sevgili(m) kocamla birlikte oluşturduğumuz ama yayımlamayı kestiğimiz "Sanal Boğuntular" isimli e-zine'mizde yayınlamıştım zaman zaman… Bu öykülerden bazıları bloguma da konuk oldular… Henüz çok yeni izlemişken Ingmar Bergman’ın Nära livet / Brink of Life / Yaşamın Eşiğinde filmini, elbette usuma kızıma hamileyken yaptığım Prag – Karlovy Vary tren yolculuğu geldi ve bugün bu öyküyle başbaşa bırakıyorum günce takipçilerimi.

"Nisan 1995 / Prag – Karlovy Vary
Sabah kalkan tren, öğlen Karlovy Vary’ye varıyor. Kaplıcalar şehri ya da daha bilinen ismi ile Karlsbad… Holesovice istasyonundan kalkıyor tren ve burası artık başka bir Prag! Steromesto ya da Mala Strana gibi zengin, pırıltılı görüntüler yok bu istasyonda, yoksulluk ve umutsuzluk var. Gişedeki kadın ters ters bakıyor bana. Acaba bu trende ne işim var diye mi düşünüyor, hafta ortası yabancı bir kadın, Karlovy Vary’e bilet istiyor. Alışılmış bir durum değil herhalde. Üstelik bu tren sadece Çekler'i taşıyor. Trenle seyahat etmek çok ucuz bu ülkede. Biletimi alıyorum.

Trende her yer çok kalabalık. Yer bulamayacağım kaygısını yaşıyorum bir ara. 5 saat ayakta da gidilemez ki! Arkadaki vagonlar aileler içinmiş… Çocuk sesleri bir felaket. Aile bölümüne başkaları binemezmiş, öyle yazıyor !!! Biz de bir aile sayılırız, minik bir bebek taşıyorum çünkü içimde. Kompartımanda 2 Çek ailesi var. Biri dede, anne ve kız çocuktan, diğeri ise anne, baba ve iki erkek çocuktan oluşuyor. Kız çocuk dedesi ile çok iyi anlaşıyor, pek neşeli. Anne için aynısı söylenemez. Yolculuk başlasa, bitse kurtulsak endişesi var gözlerinde. Erkek çocuklar camdan dışarı sarkmış durumdalar, bir 5 diğeri 8 yaşlarında. Mutsuz oldukları her hallerinden özellikle gözlerinden belli…

Karlovy Vary yolu üzerindeki küçük kasabalarda inenlerle tren boşalıveriyor birden. Artık kompartımanda yalnızım. Tren yavaş yavaş kalkıyor son duracağı istasyona. Gözlerim beni karşılayacak Alman arkadaşlarımı bir an önce görme çabasında… Telaşla camdan dışarı bakıyorum. Görüyorum kalabalığın içinde onları. İnsanın bir yolculuk bitiminde yalnız olmayacak olması hoş bir duygu. Gizli bir sevinç kaplıyor içimi, gülümseyerek el sallıyorum bebeğimle birlikte arkadaşlarıma…”

Önceki öyküler için başlıklara tıklayabilirsiniz:
Tren Öyküleri I
Tren Öyküleri II
Tren Öyküleri III
Sanal Boğuntular

2 Ekim 2012 Salı

Gün batımında Tavşan Adası

İkibinoniki yılının ekim ayının ilk gününün batımında Tavşan Adası ! (Fotoğraflayan Alman arkadaşım)

17 Ağustos 2012 Cuma

Hep Işığa Doğru !

Artık tüm ihtişamıyla ayçiçeklerinin zamanı !
Sunflower
[Ayçiçeği, Alman arkadaşımın bahçesinden. Tıklayın, fotoğraf büyüsün !]

15 Ağustos 2012 Çarşamba

Sihirli Bir Yer: Maggiore Gölü

Sevgili öğretmenim, arkadaşım, İtalya'nın kuzeyindeki eski buzul göllerinden Maggiore Gölü'nü o kadar güzel fotoğraflamış, göldeki Borromean Adaları'nı aynı karede yakalamış, her bir sokağı öyle güzel dondurmuş ki, gidip görmüş, Pescatori, Madre ve Bella Adası'nın her bir sokağını adım adım dolaşmış kadar oldum !
[Tıklayın, fotoğraflar büyüsün !]

Maggiore Gölü'ndeki Üç AdaMaggiore GölüGüzel Bir SokakGüzel Bir SokakGüzel Bir SokakPescatoriMadreBella

19 Aralık 2011 Pazartesi

NEPAL GECESİ

Nepal Gecesi

"Durmaya vaktimiz yok. Hepinizi çağırıyorum
Ancak bugün varız bunu bilesiniz
Yüreklerimiz yarılmadan, burkulmamışken daha
Hepinize gelin diyorum. Hepinizi çağırıyorum."
Taaaaaa Nepal'e gidip, Himalayalar'ı görüp gelen, ışıltılarla bezeli, sevgili "Kaz Dağları Perisi", Rabindranath Tagore’nin yukarıdaki dizeleriyle davet etti bizleri evindeki “Nepal Gecesi”’ne. En güzel “Eski yıl uğurlama / Yeni yıl karşılama” buluşmalarından biri olarak kişisel müzelerimize kaydedilen 17 Aralık 2011 Cumartesi akşamında, üç kuşaktan (çok genç, genç ve büyümekte olan gençler!) davetli tüm konuklar biliyoruz artık; Nepal nerededir, ‘Namaste !’ (içimdeki Tanrı içindeki Tanrı’yı selamlar) ne demektir, ‘Om’ (evrenin doğuşundaki ilk ses) ne kadar derin anlamlar içermektedir, Nepal’de ne yenir, ne içilir, yemekler nasıl hazırlanır, dal (mercimek) ve bat (pirinç) ne demektir, samosa (sebzeli börek) nasıl bir lezzettir, Nepal’in Yak (Tibet öküzü) peyniri nasıl bir tattır, Masala çayıyla nasıl kafa bulunur, aşramlarda Nepalli gurulardan neler öğrenilir, güne erken başlanır, gün erken bitirilir ama hayat hep sakindir, guruların deyimiyle “Kirlilik zihindedir, burası yani aşram çok temiz ! / Dirt is in your mind, the place is very clean !” sözüyle akan sular nasıl durur, temiz olmadığını düşündüğünüz yerlerde bile yaşanabilir, hijyenik olmayan yemek bile yenebilir ve süt içilebilir, asla hasta olunmaz, enfeksiyon kapılmaz, hayat her daim bir karmaşa da olsa zamanın daha yavaş aktığı yerler sonsuz mutluluk köşeleridir. Gidip görmek ya da dinlemek gerekir !

Işık (Güneş) Doğu’dan yükselir !

22 Kasım 2011 Salı

...Ve Karşınızda Nepal...

"Taaaaaa Nepal'e gitmeliyim; Himalayalar'ı görmeliyim!" diyen "Kaz Dağları Perisi" arkadaşım döner dönmez Nepal'den daha ayakkabılarının üzerindeyken Nepal tozları buluştuk bu öğlen. Bize göre başka bir dünyadan, daha yavaş akan bir zamandan, eğitimini tamamlamış olarak bir dolu anı ve fotoğrafla dönmüş arkadaşım. Sığdırabildiği kadarını aktardı gözleri ışıl ışıl... Gitmiş, görmüş ve hatta bir süre o başka dünyada yaşamış kadar oldum dersem yalan olmaz... Şimdilik arkadaşımın çektiği iki fotoğrafı, Katmandu'ya genel bakış ile Pokhara Vadisi'ndeki Phewa Gölü fotoğraflarını paylaşıyorum.KatmanduPhewa Gölü

Nepal defteri, çayı ve bozuk paralarıSamsaraNepal bozuk paralarım, Nepal çayım ve el yapımı defterim dışında sinema arşivimizi de unutmamış "Kaz Dağları Perisi" ve Hint yönetmen Pan Nalin'in 2001 yapımı Samsara filmini getirmiş. Himalayalar'da geçen mistik bir aşk öyküsü olan Samsara'yı elbette Nepal çayı eşliğinde ve mümkün olabilecek en kısa sürede izlemeyi planlıyorum.

Boğaziçi İskeleleri

Ne zaman Boğaz gezisi yapsak, aklımda hep Orhan Veli Kanık’ın “…Urumelihisarı’na oturmuşum / Oturmuşta bir türkü tutturmuşum…” dizeleriyle Boğaziçi İskeleleri’nde dolaştığımın ayırdına vardım.

Fotoğraf klasörlerini düzenlerken, bugünden tam bir yıl bir gün önce yaptığımız Rumelihisarı'ndan Ortaköy’e Boğaz gezisi fotoğraflarını ayırdım bugünkü günce notlarımda kişisel müzeme eklenmeleri için…

Dönüşte her zamanki gibi Ortaköy’ün yaramaz kedilerinden biri yolumuzu gözlüyordu.Rumeli HisarıAnadolu HisarıKandilli İskelesiArnavutköy İskelesiÇengelköy İskelesiOrtaköy İskelesiOrtaköy Kedisi
[Fotoğrafların üzerine tıklayın, büyüsünler!]

14 Kasım 2011 Pazartesi

Vapurun Serçesi

Vapurun serçesi
'Kadıköy - Beşiktaş Vapuru'nun serçesiyim,
iki kıta arasında vapur içinde yolculuk ederim.'

10 Ekim 2011 Pazartesi

Üç vakte kadar...

Fala inanma, falsız da kalma!"Kaz Dağları Perisi" arkadaşıma artık Kaz Dağları dar geldiğinden, dedi ki "Taaaaaa Nepal'e gitmeliyim; Himalayalar'ı görmeliyim!".

Pazar günü, yağmurun eşliğinde, kızımla birlikte "Kaz Dağları Perisi" arkadaşıma "Güle güle" demek için biraraya geldik... Güzel sohbetin eşliğinde, kahve fincanının içinde gördük sahiden Dünya'nın en büyük ve en yüksek Himalaya sıradağlarını !:-)

Himalayalar deyince aklıma elbette hemen Frank Capra'nın 1937 yapımı Lost Horizon / Kayıp Ufuk filmi de gelir. Himalayalar'daki hayali ülke, ütopik Shangri-La'yı arkadaşım bulur mu görür mü bilemem ama döndüğünde bize anlatacağı, aktaracağı çok fazla izlenimi olacağı kesin...

Sözün kısası, hayalleriniz kadar varsınız!

26 Eylül 2011 Pazartesi

Büyükada’da İkibinonbir Eylül’ünün
Son Pazar Günü

Haftasonumuz hem arşivimize yeni katılan filmlerle hem de Alman arkadaşlarımın ziyareti sebebiyle gerçekleştirdiğimiz “Dersaadet” gezileriyle dolu dolu geçti. Film listemde ilk olarak Cumartesi akşamı izlediğimiz, sevgili(m) kocamın favori filmlerinden olan Jan Troell’in 1971 yapımı Utvandrarna / The Emigrants / Göçmenler filmi var. Bu destansı filmden elbette bahsedeceğim ama önce Büyükada’nın İkibinonbir Eylül’ünün son Pazar gününde, fotoğraf karelerine hapsedilmiş birkaç yalnız sokağı, evi, narın hem kendisi hem çiçeği, martısı ve kedisi konuğu oluyor Ay’dan İzlenimler’in…(Fotoğraflara tıklayın, büyüsünler.)Mavi panjurlu evKediYalnız Sokak
KediHem çiçeği hem kendisi narınNar Ağacı ve Beyaz EvBisiklet
Kediler ve Martı

21 Eylül 2011 Çarşamba

Kız Kulesi her dem izler durur Boğaz'ı

Kız Kulesi4 Eylül 2011 Pazar günü anneler ve kızları (ben, kızım, kardeşimin eşi ve kızı) Boğaz'ın incisi Kız Kulesi'ndeydik. Aklımızda Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun dizeleri, gözlerimizde Topkapı Sarayı ve Boğaz Köprüsü...Elbette olmazsa olmaz martılar !Topkapı SarayıBoğaz Köprüsü ve Martı
Bu geç girdinin sebebi fotoğraf makinamın azizliğindendir !
Geç olsun güzel olsun ! :-)
Tıklayın fotoğraflara, büyüsünler !