TÜRK SİNEMASI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TÜRK SİNEMASI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Mayıs 2025 Perşembe
1 Aralık 2018 Cumartesi
Ahlat Ağacı
Nuri Bilge Ceylan'ın 2018 Cannes Film Festivali gösterimi sonrasında 14 - 15 dakika ayakta alkışlananan Ahlat Ağacı / The Wild Pear Tree filmini izledim en sonunda! Favori Nuri Bilge Ceylan filmim değil ama sevdim Ahlat Ağacı'nı... Sinan'ın üzüntüleri, beklentileri, sorgulamaları, yalnızlığı bir süre usumu kurcalayacak. Ahlat Ağacı'na daha ayrıntılı yer vereceğime dair kendime söz vererek, Sinan'ın dolabındaki Emil Michel Cioran, Albert Camus ve Sait Faik Abasıyanık portrelerinin yer aldığı fotoğrafla sonlandırıyorum güncemi.
İzdüşüm(ler)
SİNEMA,
TÜRK SİNEMASI
19 Mayıs 2018 Cumartesi
Ahlat Ağacı
Nuri Bilge Ceylan'ın Ahlat Ağacı / The Wild Pear Tree filmi, Cannes Film Festivali'nde 18 Mayıs 2018 akşamında gösterim sonrası 14 - 15 dakika ayakta alkışlandı...
İzdüşüm(ler)
SİNEMA,
TÜRK SİNEMASI
31 Ocak 2018 Çarşamba
Sevmek Seni
Cengiz Tuncer'in yazıp yönettiği 1965 yapımı Sevmek Seni / Loving You filmi oldukça yoğun bir biçimde Metin Erksan'ın çok sevdiğim Sevmek Zamanı / Time to Love filmini hatırlatıyor. Filmin en hoş sürprizlerinden biri, yazar Giovanni Scognamillo'un da yer alması. Aile mirası olarak evde karga besleyen bir karakteri canlandırıyor Giovanni Scognamillo, filmin jeneriğinde adı Ciovanni Scognomillo olarak yazıyor. Kafası hayli karışık bir esas oğlan (Beklan Algan) var filmde, iki esas kız (Selma Güneri ve Ayfer Feray) arasında gidip geliyor. Felsefi konuşmaların ağrılıklı olduğu bir film Sevmek Seni / Loving You. Esas oğlan varoluşunu sorgulayıp duruyor, aşkı arayıp duruyor ama kendisi huzursuzluğunda kaybolup gidiyor daha çok!
İzdüşüm(ler)
SİYAH-BEYAZ FİLMLER,
TÜRK SİNEMASI
Ölüm Film Çekiyor
Aydın Arakon'un 1961 yapımı, siyah-beyaz Ölüm Film Çekiyor / Death is Filming adlı filmi karizmatik Orhan Günşiray ve hüzünlü Muhterem Nur'u biraraya getiriyor. Orhan Günşiray kendisini oynuyor filmde, Muhterem Nur ise Orhan Günşiray'ın oynadığı filmde figüran olarak yer alan kızkardeşi öldürülünce İstanbul'a gelip hayatı tehlikeye düşen genç ve güzel kız rolünde. Muhterem Nur ve Orhan Günşiray'ın yolları kesişince hayli maceralı bir serüven içinde buluyoruz kendimizi. İstanbul'un o dönemdeki güzelliği ise filme ayrı bir hoşluk katıyor. Müzikler, klüpler, modern danslarla altmışlar'ın başlarındaki farklı bir İstanbul var filmde. İzleyiciye artık sadece filmlerde görebileceğimiz bu İstanbul'un, Türk yeni dalgası ile film noir karışımı Ölüm Film Çekiyor / Death is Filming filmiyle sonuna kadar tadını çıkarmak kalıyor.
İzdüşüm(ler)
SİYAH-BEYAZ FİLMLER,
TÜRK SİNEMASI
8 Ekim 2016 Cumartesi
16 Eylül 2016 Cuma
29 Ağustos 2016 Pazartesi
22 Şubat 2016 Pazartesi
İçinden Kitap/lar Geçen Filmler
Her karesini fotoğraf haline getirip saklamak istediğim Metin Erksan'ın 1965 yapımı Sevmek Zamanı / Time to Love filminde, 'esas kız' Meral, Ovidivs'in "Sevişme Yolu / Ars Amatoria" kitabını okumaktadır.
İzdüşüm(ler)
İÇİNDEN KİTAP/LAR GEÇEN FİLMLER,
KİTAPLAR,
SİNEMA,
SİYAH-BEYAZ FİLMLER,
TÜRK SİNEMASI
17 Kasım 2015 Salı
Mustang
Türk kadın yönetmen Deniz Gamze Ergüven'in 2015 yapımı Mustang filminde, Karadeniz'in hırçın kıyılarındaki İnebolu kasabasında, muhafazakar ahlakın nasıl kolaylıkla beş genç kızkardeşi eve hapsedebileceğini ve her şeyin göz açıp kapayıncaya dek değişebileceğini izliyoruz.
İzdüşüm(ler)
SİNEMA,
TÜRK SİNEMASI
11 Temmuz 2015 Cumartesi
Gelecek Uzun Sürer
Yönetmen Özcan Alper'in ilk uzun metrajlı filmi olan Sonbahar / Autumn filmini çok ama çok sevmiştim. Yönetmenin 2011 yapımı Gelecek Uzun Sürer / Future Lasts Forever filmini gecikmeli olarak yeni izleyebildim. Oldukça şiirsel bir film, söylemek istediklerini gayet sakin bir biçimde anlatıyor.
Filmin karakterlerinden Ahmet'in sinema tutkunu olması sebebiyle Stalker, À bout de souffle gibi filmler posterleriyle geçiş yaparken, Sydney Pollack'ın They Shoot Horses, Don't They? / Atları da Vururlar filmine de açılışından başlayarak doğrudan göndermeler yapılmış Gelecek Uzun Sürer'de.
Filmin karakterlerinden Ahmet'in sinema tutkunu olması sebebiyle Stalker, À bout de souffle gibi filmler posterleriyle geçiş yaparken, Sydney Pollack'ın They Shoot Horses, Don't They? / Atları da Vururlar filmine de açılışından başlayarak doğrudan göndermeler yapılmış Gelecek Uzun Sürer'de.
İzdüşüm(ler)
İÇİNDEN FİLMLER GEÇEN FİLMLER,
SİNEMA,
TÜRK SİNEMASI
8 Mayıs 2015 Cuma
Zeki Alasya geçti bu Dünya'dan.
Türk tiyatro ve sinemasının neşesi, sevgili Zeki Alasya'yı kaybettiğimizin haberini geçiyor ajanslar... Kahkahalarını çok özleyeceğiz!..
İzdüşüm(ler)
TÜRK SİNEMASI
1 Mayıs 2015 Cuma
Mayıs Sıkıntısı
(1999 / Nuri Bile Ceylan)
İzdüşüm(ler)
SİNEMA,
TÜRK SİNEMASI
15 Aralık 2014 Pazartesi
Kış Uykusu
67. Cannes Film Festivali'nden Altın Palmiye ile dönen, Nuri Bilge Ceylan'ın Kış Uykusu / Winter Sleep sonsuz bir masal tadında. Başucu filmlerimden biri olarak yerleşirken kişisel müzeme, Schubert ancak bu kadar yakışabilirdi diye düşünüyorum bir filme !
Unutmadan son bir not; Monsieur Ibrahim et les fleurs du Coran / Mösyö İbrahim ve Kuran'ın Çiçekleri filmi geçiyor Kış Uykusu / Winter Sleep filminin içinden.
Unutmadan son bir not; Monsieur Ibrahim et les fleurs du Coran / Mösyö İbrahim ve Kuran'ın Çiçekleri filmi geçiyor Kış Uykusu / Winter Sleep filminin içinden.
İzdüşüm(ler)
İÇİNDEN FİLMLER GEÇEN FİLMLER,
MÜZİK,
SİNEMA,
TÜRK SİNEMASI
5 Aralık 2014 Cuma
Şarkı Söyleyen Kadınlar
Reha Erdem'in yazıp yönettiği 2013 yapımı Şarkı Söyleyen Kadınlar (tam adıyla Şarkı Söyleyen Kadınlar ya da Adem'in Yakarışı) / Singing Women filmini gecikmeli olarak nihayet izledim. Şu söyleşisinde, "A Ay’dan beri inanç meseleleriyle, inanan insanlar, inanmayan insanlar, birbirine inananlar, söylenene inananlar gibi, meselelerle ilgileniyorum." diye belirtmiş Reha Erdem ve eklemiş "Az eğildiğimiz konular olduğu için referans gibi geliyor. “İnanç” dendiği zaman mesela, inançlı olmak başka bir şey dindarlık başka bir şey. İnanç meselelerini bütün sanat, dünya tartışıyor ama din tartışılabilecek bir şey değil. Çünkü cevapları var, kitapları var, kriterleri var, kimsenin haddi değil, ama inanç meselesi daha başka bir şey. Filmde geçen seslerin hiç birisi dış ses değil. Aynen Hayat Var’daki mırıltı gibi bir ses ya da bu sözlerin anlamı Kosmos’un konuşmaları kadar anlamlı. Yani ne kadar anlamlı, ne kadar anlamsız ya da ne kadarı tekerleme, ne kadar sözün söyleniş şekli ya da anlamı var bunlar algıya açık."
Bütün Reha Erdem filmlerinden izler taşıyor Şarkı Söyleyen Kadınlar / Singing Women. Ancak, sanki en çok, Kosmos filmindeki meczup (Kosmos), bu filmin Esma'sı olarak, Hayat Var filminin Hayat'ı da Meryem olarak karşımızda.
Beni alıp başka dünyalara taşıyan bir film oluyor Şarkı Söyleyen Kadınlar / Singing Women. Bir kez daha anladım ki, kadınlar şarkı söyledikçe, mırıldandıkça sorunlar azalacak, hatta yok olacak !
Her bir Reha Erdem filminde olduğu gibi, müzikler yine çok özenli. Şarkı Söyleyen Kadınlar / Singing Women filminin orjinal müzikleri Estonyalı müzisyen Arvo Pärt'a ait. Klasik müzikseverler bilir, Arvo Pärt’in “Adem’in Yakarışı / Adam's Lament” adlı eserinin (Arvo Pärt tarafından, İstanbul’un 2010, Tallinn’in de 2011 Avrupa Kültür Başkenti olması vesilesiyle Türkiye ve Estonya’nın ortak bir projesi olarak bestelenmiştir “Adem’in Yakarışı / Adam's Lament”.) dünya prömiyeri, 38. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali kapsamında 2010 yılında İstanbul Aya İrini'de gerçekleştirilmişti. Arvo Pärt, Reha Erdem'in 2006 yapımı Beş Vakit / Times and Winds filminin müzikleri ile Ekim ayında Antalya Film Festivali'nde gösterilen Ekim'de Hiçbir Kere adlı kısa filminin de müziklerini bestelemiştir.
``AY'dan İzlenimler´´'den geçen diğer Reha Erdem filmleri için başlıklara tıklayabilirsiniz:
Kosmos
"Hayat Var " - Hayat Zor !"
A AY...
A AY... (Yeniden)
La Luna putrefatta !
"Dalgaları Aşmak"
Jîn
Bütün Reha Erdem filmlerinden izler taşıyor Şarkı Söyleyen Kadınlar / Singing Women. Ancak, sanki en çok, Kosmos filmindeki meczup (Kosmos), bu filmin Esma'sı olarak, Hayat Var filminin Hayat'ı da Meryem olarak karşımızda.
Beni alıp başka dünyalara taşıyan bir film oluyor Şarkı Söyleyen Kadınlar / Singing Women. Bir kez daha anladım ki, kadınlar şarkı söyledikçe, mırıldandıkça sorunlar azalacak, hatta yok olacak !
Her bir Reha Erdem filminde olduğu gibi, müzikler yine çok özenli. Şarkı Söyleyen Kadınlar / Singing Women filminin orjinal müzikleri Estonyalı müzisyen Arvo Pärt'a ait. Klasik müzikseverler bilir, Arvo Pärt’in “Adem’in Yakarışı / Adam's Lament” adlı eserinin (Arvo Pärt tarafından, İstanbul’un 2010, Tallinn’in de 2011 Avrupa Kültür Başkenti olması vesilesiyle Türkiye ve Estonya’nın ortak bir projesi olarak bestelenmiştir “Adem’in Yakarışı / Adam's Lament”.) dünya prömiyeri, 38. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali kapsamında 2010 yılında İstanbul Aya İrini'de gerçekleştirilmişti. Arvo Pärt, Reha Erdem'in 2006 yapımı Beş Vakit / Times and Winds filminin müzikleri ile Ekim ayında Antalya Film Festivali'nde gösterilen Ekim'de Hiçbir Kere adlı kısa filminin de müziklerini bestelemiştir.
``AY'dan İzlenimler´´'den geçen diğer Reha Erdem filmleri için başlıklara tıklayabilirsiniz:
Kosmos
"Hayat Var " - Hayat Zor !"
A AY...
A AY... (Yeniden)
La Luna putrefatta !
"Dalgaları Aşmak"
Jîn
İzdüşüm(ler)
MÜZİK,
SİNEMA,
TÜRK SİNEMASI
25 Eylül 2014 Perşembe
Yüzyıllık Aşk
Türk sinemasının 100’üncü yıldönümüne ithafen, sinema ve seyirci ilişkisini irdeleyen ‘Yüzyıllık Aşk: Türkiye’de Sinema ve Seyirci İlişkisi’ adlı sergi, İstanbul Modern Sanat Müzesi'nde bugün başlıyor. Sergi 4 Ocak 2015 tarihine dek açık olacak.
İzdüşüm(ler)
SİNEMA,
TÜRK SİNEMASI
8 Eylül 2014 Pazartesi
Sivas
Bu yıl 71'incisi düzenlenen Venedik Film Festivali'nde, Türk yönetmen Kaan Müjdeci'nin yazıp yönettiği ilk filmi Sivas, Jüri Özel Ödülü'nü alırken, filmin 11 yaşındaki başrol oyuncusu Doğan İzci de uluslararası sinema yazarları tarafından verilen Premio Bastio D’Oro En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nün sahibi oldu.
İzdüşüm(ler)
SİNEMA,
TÜRK SİNEMASI
14 Ağustos 2014 Perşembe
Verba volant, scripta manent !
Ali Özgentürk’ün yazıp yönettiği 1997 yapımı Mektup filmini izlerken nedense Michelangelo Antonioni'nin beklentilerim doğrultusunda sonuçlanmayan ama pek sevdiğim yalnızlık/yabancılaşma üçlemesinden herhangi bir filmini izliyormuş hissine kapıldım. Hatta, en kısa sürede yeniden mi izlesem diye düşünmedim değil sırasıyla L'Avventura / The Adventure / Serüven, La Notte / The Night / Gece ve son olarak favorim olan L'Eclisse / Eclipse / Tutulma filmlerini…
Mektup filmi, çok küçük yaşta annesiyle beraber Amerika'ya yerleşen nükleer mühendis Ragıp'ın (Tarık Akan canlandırıyor) İstanbul'a gelmesiyle başlıyor. Ragıp öldüğünü sandığı babasının hayatına dair izleri, kendisine yardımcı olan rehber bir kadınla beraber araştırıyor. Babasının aşık olduğu kadınlar, babasını tanıyan kumarhane sahipleri, mafya liderleri, yaşlı komünist arkadaşlarıyla konuşuyor. Her konuştuğu farklı ve tuhaf profiller çiziyor babasıyla ilgili. Ragıp, bir yandan da sürekli İstanbul’un kendisi için tehlikelerle dolu olduğunu düşünen annesi ve karısının Amerika’ya çabucak dönmesi için açtıkları baskıcı telefonlarla başetmeye çalışıyor.Babasını arama/tanıma yolculuğunda Ragıp'ın yaşamını değiştiren iki vurucu olay birden oluyor. Önce kendisine yardımcı olan rehbere aşık oluyor Ragıp; akabindeyse babasının sahte bir cenaze töreni düzenlettirerek ortadan kaybolduğunu, aslında halen yaşadığını öğreniyor. Bir mafya liderinden babasının yıllar önce kendisine yazdığı mektubu edinerek bulmasına buluyor babasını lakin bu kez de babası Ragıp’ı tanımamakta ısrar ediyor. Ragıp’ın babasını bulma yolculuğu tüm hayatını değiştiren, aslında kendisini bulma/kaybetme yolculuğu olup çıkıyor… Filmin beklenmedik bir şekilde sonuçlandığını da belirteyim daha fazla açıklama yapmadan.
Mektup almak, mektup yazmak çok önemli. Farkındasınızdır, dijitaleştiğimizden beri bildiğimiz eski zamanlardaki gibi mektuplar falan yazılmıyor artık… Oysa "verba volant, scripta manent" :) Bu sebeple, bir babadan oğula yazılmış olan ve filme adını da veren mektubu olduğu gibi günceme konuk etmek istiyorum.
Filmin ana tema ve jenerik müzikleri Hasan Cihat Örter'e ait. Ayrıca, sevdiğim Tunuslu udi Anouar Brahem'in ‘‘Khomsa'' albümünden bazı parçalar da kullanılmış. Filmde rehber rolündeki Zişan Uğurlu aynı zamanda bir kulüpte şarkı da söylüyor. Aşağıdaki karelerde göreceğiniz üzere, Bülent Somay ve Ayşe Tütüncü ile Erkan Oğur'u da izlemek ayrıca hoştu... Filme konuk olan Erkan Oğur'un "Bir Sevda Şarkısı" çok dokunaklı...
Mektup filmiyle ilgili son notum yönetmenler arası güzel bir selamlaşmaya ilişkin olacak. Ali Özgentürk, 1996’da Bernardo Bertolucci’nin Stealing Beauty / Çalınmış Güzellik filmiyle kendisine gönderdiği selama, bir yıl sonra Mektup filminde hoş bir karşılık vermiş: Bir diyalogta; : “Babasına takmış bir film yönetmeni vardı. Kimdi ? Galiba Bertolucci.” cümleleriyle yer almış ünlü İtalyan yönetmen.
Mektup filmi, çok küçük yaşta annesiyle beraber Amerika'ya yerleşen nükleer mühendis Ragıp'ın (Tarık Akan canlandırıyor) İstanbul'a gelmesiyle başlıyor. Ragıp öldüğünü sandığı babasının hayatına dair izleri, kendisine yardımcı olan rehber bir kadınla beraber araştırıyor. Babasının aşık olduğu kadınlar, babasını tanıyan kumarhane sahipleri, mafya liderleri, yaşlı komünist arkadaşlarıyla konuşuyor. Her konuştuğu farklı ve tuhaf profiller çiziyor babasıyla ilgili. Ragıp, bir yandan da sürekli İstanbul’un kendisi için tehlikelerle dolu olduğunu düşünen annesi ve karısının Amerika’ya çabucak dönmesi için açtıkları baskıcı telefonlarla başetmeye çalışıyor.Babasını arama/tanıma yolculuğunda Ragıp'ın yaşamını değiştiren iki vurucu olay birden oluyor. Önce kendisine yardımcı olan rehbere aşık oluyor Ragıp; akabindeyse babasının sahte bir cenaze töreni düzenlettirerek ortadan kaybolduğunu, aslında halen yaşadığını öğreniyor. Bir mafya liderinden babasının yıllar önce kendisine yazdığı mektubu edinerek bulmasına buluyor babasını lakin bu kez de babası Ragıp’ı tanımamakta ısrar ediyor. Ragıp’ın babasını bulma yolculuğu tüm hayatını değiştiren, aslında kendisini bulma/kaybetme yolculuğu olup çıkıyor… Filmin beklenmedik bir şekilde sonuçlandığını da belirteyim daha fazla açıklama yapmadan.
Mektup almak, mektup yazmak çok önemli. Farkındasınızdır, dijitaleştiğimizden beri bildiğimiz eski zamanlardaki gibi mektuplar falan yazılmıyor artık… Oysa "verba volant, scripta manent" :) Bu sebeple, bir babadan oğula yazılmış olan ve filme adını da veren mektubu olduğu gibi günceme konuk etmek istiyorum.
"Hayatımızın en güzel günleriydi ve ben yaşadım. Belki de bir gün yaşadım lafını bu denli kolaylıkla söyleyebilmek için bir su gibi hayatın içinden geçtim. Kölelik dönemlerini hala sürdüren köylerden, adına uygarlık deyip de birbirimizi pek güzel kandırdığımız şehirlerde, dostluklar,ihanetler ve kadın tuzakları arasından hızla ama çok hızla geçtim. Bütün bunların bir anlamı var mıydı senin için diye sorarsan, sana öfkeyle şu cevabı verebilirim: Olmaz olur mu? Burda üç kere yinelemek istiyorum: Oğul, oğul, oğul... Hiçbir yanlışın ve yenilginin hesabını acıyla sormadım kendime. Hep aklın ve zekanın ışığıyla aşmaya çalıştım zamanı. Bir baba, işte bu derece yalnız ve didakdiktir. Belki de sırf bu yüzden artık zamanımı doldurdum. Onuruyla öleceğine yakın ortadan kaybolan kedileri bilir misin? Öyle çok güldürür ki beni. Çok gülerim nedense işte. Belki ve şimdi kendime böyle gülmeliyim. Hiç değilse denemeliyim. Hayatımızın en güzel günleriydi. Ve ben yaşadım. Birgün, belki de hiç gelmeyecek bir gelecekte, hayatımız bize kim olduğumuzu söyleyecektir. Umarım hiç beklemediğin bir anda karşına çıkıp sana kim olduğunu söyleyecek olan hayat, aynı zamanda sana benim de kim olduğumu söyler..."
Filmin ana tema ve jenerik müzikleri Hasan Cihat Örter'e ait. Ayrıca, sevdiğim Tunuslu udi Anouar Brahem'in ‘‘Khomsa'' albümünden bazı parçalar da kullanılmış. Filmde rehber rolündeki Zişan Uğurlu aynı zamanda bir kulüpte şarkı da söylüyor. Aşağıdaki karelerde göreceğiniz üzere, Bülent Somay ve Ayşe Tütüncü ile Erkan Oğur'u da izlemek ayrıca hoştu... Filme konuk olan Erkan Oğur'un "Bir Sevda Şarkısı" çok dokunaklı...
Mektup filmiyle ilgili son notum yönetmenler arası güzel bir selamlaşmaya ilişkin olacak. Ali Özgentürk, 1996’da Bernardo Bertolucci’nin Stealing Beauty / Çalınmış Güzellik filmiyle kendisine gönderdiği selama, bir yıl sonra Mektup filminde hoş bir karşılık vermiş: Bir diyalogta; : “Babasına takmış bir film yönetmeni vardı. Kimdi ? Galiba Bertolucci.” cümleleriyle yer almış ünlü İtalyan yönetmen.
İzdüşüm(ler)
İÇİNDEN FİLMLER GEÇEN FİLMLER,
MÜZİK,
SİNEMA,
TÜRK SİNEMASI
9 Ağustos 2014 Cumartesi
Rosso İstanbul
Son bir kaç gündür kızımla birlikte sonsuz bir keyifle gerçekleştirdiğimiz "Ferzan Özpetek Film Günlerimiz"'de
benim daha önce izlediğim O'nun ise ya henüz izlemediği ya da izleyip belleğinde fazla yer
tutmayan Ferzan Özpetek'in filmlerini izliyoruz. Elbette en sevdiğim Ferzan Özpetek filmi olan
2001 yapımı Le Fate Ignoranti / The Ignorant Fairies / Cahil Periler
filmiyle başladık film günlerimize... Sonra sırayı Saturno Contro / Saturn in Opposition / Bir Ömür
Yetmez alıyor...
Mutlaka kitabını da alıp okumalıyız diyor kızım ve Ferzan Özpetek'in Rosso İstanbul / İstanbul Kırmızısı başucu kitaplarımın arasında usulca yerini alıyor kızım kitabı alır almaz. Dün gece kitabı bir solukta bitirirken, Ferzan Özpetek'in "hayatı bir kez daha anlatmayı denemek için hayatlarından parçalar çaldığı" arkadaşlarından / kitabının karakterlerinden biri olan Neval'a söylettiği Can Yücel dizeleri usumda asılı kalıyor: "Her bahar gitmek isterim. Gittiğim olmadı hiç. Ama olsun... İstemek de güzel."
Sonbahar geliyor...
Mutlaka kitabını da alıp okumalıyız diyor kızım ve Ferzan Özpetek'in Rosso İstanbul / İstanbul Kırmızısı başucu kitaplarımın arasında usulca yerini alıyor kızım kitabı alır almaz. Dün gece kitabı bir solukta bitirirken, Ferzan Özpetek'in "hayatı bir kez daha anlatmayı denemek için hayatlarından parçalar çaldığı" arkadaşlarından / kitabının karakterlerinden biri olan Neval'a söylettiği Can Yücel dizeleri usumda asılı kalıyor: "Her bahar gitmek isterim. Gittiğim olmadı hiç. Ama olsun... İstemek de güzel."
Sonbahar geliyor...
İzdüşüm(ler)
KİŞİSEL,
KİTAPLAR,
SİNEMA,
TÜRK SİNEMASI
4 Ağustos 2014 Pazartesi
Rüzgârlar
Selim Evci’nin yazıp yönettiği 2013 yapımı Rüzgârlar / Winds / Άνεμοι filminin ana karakterinin Gökçeada (İmroz)’nın kendisinin olması öncelikle cezbediyor izleyeni. Bir söyleşisinde şöyle demiş Selim Evci: “Gerçekten Gökçeada’nın karakterini yansıtan bir film olduğunu düşünüyorum Rüzgârlar ’ın. Doğrusu bu filmde biz Gökçeada’yı da rüzgârıyla, sesiyle, dalgasıyla bir karaktere dönüştürmeyi önemsedik. Çok güzel bir ada; şelalesi, ovası, nehri, dağı ile müthiş bir ada. (..) Ama insanı az. Keşke az olmasaymış. Keşke 1960’ların sonuna kadar o süregelen renkli yaşam devam edebilseymiş; çünkü altmışların sonuna kadar adada 9.000 Rum nüfusu varmış. Daha sonra şu anki duruma doğru ilerleme olmuş. Şu anda 100-150 civarında yaşlı Rum yaşıyor sadece. Keşke o boş evlerde dolu dolu hayatlar olsaymış. Ama gidince zaten o soruyu soruyorsunuz: Nerede bu insanlar?”
Filmler için ses kayıtları yapan Murat, Gökçeada´da çeşitli sesleri kaydedip fotoğraflar çekmektedir, amacı Ada ile ilgili bir fotoğraf sergisi açmaktır. Bu çalışmaları sırasında adada tek başına yaşayan 80 yaşlarındaki Madam Styliani ile tanışır. Aralarında bir dostluk gelişirken Murat, Madam´ın kendi sesinden anılarını kaydetmeye başlar. Madam Styliani’nin torununun Fransa’da yaşadığını öğreniriz anlattıklarından, neden Gökçeada’dan kopamadığını, anılarına sıkı sıkı bağlı olmanın ne demek olduğunu ve ötekileştirmenin gayet bilinçli bir şekilde adım adım nasıl uygulandığını görürüz Ada’da.Madam Styliani’nin şu yalın sözleri Ada’nın yakın tarihinde olan biteni en öz bir biçimde anlatıyor aslında: “Kocam Yanni, yaşlandıktan sonra süngerciliği bırakıp çiftçiliğe başladı. Fakat sonra devlet toprakları almaya başladı. Bir yumurta 12 kuruş; arazilerin metrekaresine verdiler 14 kuruş! Ne yapalım diye düşündük, hayvancılığa başladık; keçi aldık. O da yasaklandı vre! Adadan bir kilo etin bile dışarı çıkarılması, yani satılması yasaklandı. Et var mı diye valizleri arıyorlardı. Bakamaz olduk hayvanlara, saldık adaya; herkes saldı. Kocam yeniden süngerciliğe başladı, denize açıldı, bir daha da geri dönmedi. Biz 9 bin kişiydik bu adada, neden 200 kişi kaldık? Herkes böyle gitti. Çocuklarımızı gönderdik. Okul yok, iş yok, ne yapalım? 64’e kadar vardı, Rum okuluna gidiyordu çocuklar; sonra yasaklandı. Burada yalnız ölüm var vre, doğum yok artık. Adada çok güzel yaşardık. Ne zaman ki Kıbrıs meselesi oldu, her şey değişti. Adaya cezaevi kurdular saldılar mahkûmları. Sonra hırsızlık, yangın, tecavüz... Hep işittik. Boşaldı köyler, herkes bir gecede kaçtı. Ama ben bırakıp gidemedim.”
Selim Evci, Gökçeada’ya ilk gittiğinde terk edilmiş, çoğu yıkıntıya dönüşmüş taş evleri görüp, insansızlıklarının nedenini merak edince Gökçeada’yı anlayan, oradaki Rum halkını anladığını hissettiren bir film yapmak istemiş. İyi ki de yapmış ve varolanı belgeleyip, izleyicisine ve geleceğe Gökçeada’nın güzel “ Rüzgârlar ”’ını bırakmış…
Filmler için ses kayıtları yapan Murat, Gökçeada´da çeşitli sesleri kaydedip fotoğraflar çekmektedir, amacı Ada ile ilgili bir fotoğraf sergisi açmaktır. Bu çalışmaları sırasında adada tek başına yaşayan 80 yaşlarındaki Madam Styliani ile tanışır. Aralarında bir dostluk gelişirken Murat, Madam´ın kendi sesinden anılarını kaydetmeye başlar. Madam Styliani’nin torununun Fransa’da yaşadığını öğreniriz anlattıklarından, neden Gökçeada’dan kopamadığını, anılarına sıkı sıkı bağlı olmanın ne demek olduğunu ve ötekileştirmenin gayet bilinçli bir şekilde adım adım nasıl uygulandığını görürüz Ada’da.Madam Styliani’nin şu yalın sözleri Ada’nın yakın tarihinde olan biteni en öz bir biçimde anlatıyor aslında: “Kocam Yanni, yaşlandıktan sonra süngerciliği bırakıp çiftçiliğe başladı. Fakat sonra devlet toprakları almaya başladı. Bir yumurta 12 kuruş; arazilerin metrekaresine verdiler 14 kuruş! Ne yapalım diye düşündük, hayvancılığa başladık; keçi aldık. O da yasaklandı vre! Adadan bir kilo etin bile dışarı çıkarılması, yani satılması yasaklandı. Et var mı diye valizleri arıyorlardı. Bakamaz olduk hayvanlara, saldık adaya; herkes saldı. Kocam yeniden süngerciliğe başladı, denize açıldı, bir daha da geri dönmedi. Biz 9 bin kişiydik bu adada, neden 200 kişi kaldık? Herkes böyle gitti. Çocuklarımızı gönderdik. Okul yok, iş yok, ne yapalım? 64’e kadar vardı, Rum okuluna gidiyordu çocuklar; sonra yasaklandı. Burada yalnız ölüm var vre, doğum yok artık. Adada çok güzel yaşardık. Ne zaman ki Kıbrıs meselesi oldu, her şey değişti. Adaya cezaevi kurdular saldılar mahkûmları. Sonra hırsızlık, yangın, tecavüz... Hep işittik. Boşaldı köyler, herkes bir gecede kaçtı. Ama ben bırakıp gidemedim.”
Selim Evci, Gökçeada’ya ilk gittiğinde terk edilmiş, çoğu yıkıntıya dönüşmüş taş evleri görüp, insansızlıklarının nedenini merak edince Gökçeada’yı anlayan, oradaki Rum halkını anladığını hissettiren bir film yapmak istemiş. İyi ki de yapmış ve varolanı belgeleyip, izleyicisine ve geleceğe Gökçeada’nın güzel “ Rüzgârlar ”’ını bırakmış…
İzdüşüm(ler)
SİNEMA,
TÜRK SİNEMASI

































