FILM NOIR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
FILM NOIR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2015 Cuma

The Dark Mirror

İyi ikiz, kötü ikiz!
Olivia de Havilland, Robert Siodmak'ın yönettiği 1946 yapımı The Dark Mirror / Karanlık Ayna filminde tek yumurta ikizleri rolünde tek kelimeyle muhteşem!

15 Temmuz 2015 Çarşamba

Crime Wave

Crime Wave / Cinayet Şebekesi
(1954 / André De Toth)

27 Nisan 2015 Pazartesi

İstanbul

Joseph Pevney'in 1957 yapımı filmi İstanbul, adını güzeller güzeli 'Dersaadet' yani mutluluk kapısı kentimizden alıyor, Cornell Borchers, Nat 'King' Cole ve Errol Flynn'ı aynı karede buluşturuyor.

24 Nisan 2013 Çarşamba

The Mask Of Dimitrios

Edebiyatta modern gerilim türünün mucitlerinden yazar Eric Ambler'in (1909-1998) 1939 tarihli yapıtından uyarlama, 1944 tarihli bir film The Mask Of Dimitrios. Yönetmen Jean Negulesco'nun 30 yıllık (1940-1970) film kariyerinden izleyebildiklerimin arasına giren bir numaralı "Film Noir", Türkiye'de zamanında gösterime girdiği adıyla "İzmirli Dimitriyos'un Maskesi".
Filmin aslı 1938'de geçse de, 1922-1938 arası başka tarihleri de görüyoruz geçmişe dönüşlerle. "Film Noir" izlemenin keyfine varılacak filmlerden birisi. Filmin biz Türkler için en büyük özelliği, Türkiye'de başlaması ve senaryo gereği sıklıkla Türkiye'ye ve bağlantılı öğelere atıfta bulunulması. Gerçi az arşiv görüntüsü, bolca stüdyo çekimleri ile kotarılmış fakat verilmek istenen atmosferi yakalamış.
Kadın oyuncular biraz geri planda kalmış öykünün gidişatı açısından.. Bu filme "çok yakışan", Peter Lorre ve Sydney Greenstreet döktürüyor. Elbette bir "Maltese Falcon" (Malta Şahini) ayarında değil ama türün gönülden meraklıları için eşsiz bir hazine sayılabilir. Serseri ruhlu maceraperest bir adam portresi çizen Dimitrios'un, entrika, gizem, casusluk dolu yaşamından ziyade, bizleri Dimitrios'un izini süren roller filme bağlıyor. Greenstreet ve Lorre harika performanslar sergileyerek kendilerini filme eklemliyorlar!
Negulesco, "flash-back" kullanmanın ölçüsünü kaçırmış gibi dursa da, filmin yapısı ve sinematografisi gereği buna mecburdu. Neticede, senaryo, bir romandan kotarılmıştı ve romanın özüne sadık kalması gerekiyordu. Olağanüstü bir film olmasa da, türünün en iyi örneklerinden, türüne özgü zengin klişe içerik örneklerini barındıran bir film "İzmirli Dimitriyos'un Maskesi"...
Film boyu, kozmopolit tiplerle şehirden şehire, ülkeden ülkeye dolaşıyor, casusluk entrikalarına şahit oluyoruz; hatta "flash-back" sekanslarıyla, zaman içinde de ileri-geri gidiyoruz. Kurt Katch (Colonel Haki = Albay Hakkı) de ayrı bir tat vermiş Türk bir Albay rolünü başarıyla canlandırmış... Albay Hakkı karakterine Eric Ambler'in başka bazı romanlarında da rastlamak mümkünmüş (Bu romanları okumadığım için bu bilgiyi maalesef teyid edemiyorum.)...
Fimin 1944'te henüz II.Dünya Savaşı sürerken çekilmesi, romanınsa 1938-1939'larda, savaşın hemen öncesinde yazılışı üzerinde önemle durulması gereken veriler. Çok daha sonraları çekilen kimi filmlerde bile, Türkiye sahnelerinde Osmanlı dönemi kılık-kıyafet, eski yazılar vb. görülürken, dönemin tarihsel gerçekliklerine, azıcık bozulmalarla da olsa, sadık kalınmış oluşu, takdire şayan.
"B sınıfı filmleri" ve "Film Noir" seven sinefillerin, hala izlemedilerse, bulup, edinip izlemelerinde yarar var. Türü sevmeyenler içinse, anlamsız ve zaman kaybı diye nitelendirilebilir. Sevmiyorsanız, uzak durun!
Film ve/veya romandan uyarlama senaryo, 1945'te Radyo Tiyatrosu olarak da dinleyicilerle buluşmuş...

Elbette filmin içinden geçen alttaki karede görebileceğiniz "Eloise" ve "Abelard" adındaki iki muhteşem Siyam kedisine değinmeden de duramayacağım. Kediler gerçekten muhteşemdiler !

"Adolph Deutsch" adı, 1941 yapımı Malta Şahini gibi İzmirli Dimitriyos'un Maskesi'nin de müziklerinde var.
İzmirli Dimitriyos'un Maskesi'ni izlemeyi bitirdikten sonra aklıma bir şarkı geldi: Hollandalı gizemli yazar Cornelius Leyden rolündeki Peter Lorre, burnu tıkalı gibi olan, genizden gelen sesiyle, "The Friends Of Mr. Cairo" adlı 1981 yapımı "Jon & Vangelis" albümündeki, albümle aynı adı taşıyan şarkıyı anımsattı. Zaten şarkının kimi yerlerinde de Peter Lorre'un, başka bazı aktörlerin seslerinin de bu şarkıda kullanıldığı gibi, kendi sesi kullanılmıştır.
Girdimi, içinden İstanbul'un da geçtiği, sessiz filmlere, Film Noir filmlere, eski moda siyah-beyaz filmlerin büyülü dünyasına, onların bu unutulmuş eski kurgu-evrenlerine, fantastik kült yapım ve oyunculara "inceden inceye bir selam" ve "güzelleme" içererek yad eden bu şarkının sözleri ile ki, bitişinde film makarası da biter-kopar, ses boğulur, nihayetlendiriyorum; şarkıyı bulup dinlemeniz önerilir ki, 12 küsür dakika sürmektedir:
THE FRIENDS OF MR. CAIRO
[shooting]
[movie like speech:]*

Frankie: Okay, this is the picture. 
Johnny's been hurt. He's been hurt bad.
Woman: Look, we can't leave him here, we can't. 
Look, he's in a pool of blood. He's gonna die, I know it.
Frankie: We've gotta leave him here, honey. We gotta. 
He won't talk, I promise you that! Will you Johnny?
Woman: Frankie, I don't care whether he talks or not, 
I just can't leave him like this.
Johnny Listen. Leave me here I... I... I can ... 
I can ... handle it.
Woman: Oh, no, Johnny, no...

[interlude]

Frankie: 
The cops are outside. Luke's in the car. 
Come on, let's get the hell outta this joint.
Woman: 
Frankie, when they get here wer're gonna be dead, 
I know we are! We don't have a gun!
Frankie: 
Listen. We got three million... Listen, 
[spud]. We got three million in the can, here. 
We can't look after him, 
I'll send the bird to his mother. 
Come on, let's just get out of this place, 
we can do it!
Woman: 
Oh, no, Johnny, no...
[interlude] Frankie: Okay now, just lean up against that door. When I give the word "Go" we just..., we just go through it and blast at the same time. She came, as in the book, Mickey Spillane That Saturday night dark masquerade Had filled his friend with lead, the same, sweetheart But then, as nothing happens quite the same Investigation is the game He had to check her story right away-he dead Sam Spade his buddy Archer first to go he got it-he dead She spelt it out, how could they know the 'Fatman' got it -he dead Her sister didn't really live at all-confusion-he dead His chase led to the Fatman, to face the friends of Mr. Cairo [movie like speech:] Woman: Hey, there's a really terrific dress shop. Can we stop this raid while I buy a new gown? Frankie: I'll buy you the whole factory, sweetheart. Don't worry. That night, the double crosser got it right Pretending he was really dim He slipped to Sam a double gin (Mickey Finn) He woke, the boys had gone, but not his gun They'd left a note to lead him on The chase to find the Maltese Falcon-you bet- Early thirties gangster movies Set to spellbind population From Chicago to Hong Kong Via Istanbul the Talking Tong Dirty rats thru' prohibition Money flowed thru gangsterism Acting out this fantasy In Hollywoods vicinity The best part for the best rendition Al Capone he sent to prison Citizen Kane came fast and quickly Conquerin ol' New York City Poking fun at superstition Media became television Give me Cagney anyday Or Jimmy Stewart for President Or Edward 'G' and all those guys Who always shoot between the eyes Between the eyes Between the eyes...
[movie like speech:] Kasper: ha, ha, well done Mr. Cairo, and what do you have to say about that, my friend? Spade: Allright. So you've got me in it. What about her? Brigid: Don't worry about me, I'm okay Kasper: Very magnanimous, sir, very magnanimous indeed, ha, ha, ha Mr. Cairo: You mean..., you won't make us an offer we... we can't refuse... Father love do you work, do you work for Mother Chances could call, and accept that, be no other Science as it might, disappear correspond with colour Chance is the fruit, will outlive, what is now the brother Call for total wealth to distribute like a picture In black and white, give it joy, give it, let it hit you Spoil our existence by extreme gift to population Father love do you work, do you work for Mother Tell me straight be the Godfather be no other Media Kings give us now give us total movie Straight right now, give it clear, give us total movie Now being here, being now, being here believing [movie like speeches:] Man: I don't know which words to put in there sweetheart, you know, I can't do it. Pretty kind of useless, though, don't you think so Mary? Man: Come with me to the far lands of Baghdad. Woman: Oh, if only I could. That's what I want more than anything in the world, but it could never be... Man: Of course it can... Woman: But my father would find us wherever we went. Yes, he has forbidden me to... to even speak to you, if he finds me now. I don't know what he'd do... Man: But he doesn't know that I'm... I'm a prince. Before, I was the thief of Baghdad now... Woman: It doesn't matter... Man: Then follow me, darling, follow me now to the ends of the Earth One on one to talk to you Like film stars they get close to you You've mirrored his appeal He wants you so, he wants to be beside you Then you pass by giving him the other side of you Like the mystics do So that every time he moves, he moves for you Soul and light can always see The meeting of true love and she This silent night and I, I guess a lonely mind might see I've seen love on the screen I've seen a screen goddesss and me-oh How often this, how often, this the power of you And so, I must confess Whatever I see I'm meant to be there with you With you, with you...
Silent golden movies, talkies, technicolour, long ago My younger ways stand clearer, clearer than my footprints Stardom greats I've followed closely Closer than the nearest heartbeat Longer that expected-ther were great- Oh love, oh love just to see them Acting on the silver screen, oh my Clark Gable, Fairbanks, Maureen O'Sullivan Fantasy would fill my life and I Love fantasy so much Did you see in the morning light I really talked, yes I did, to Gods early dawning light And I was privileged to be as I am to this day To be with you... To be with you... [movie actor like speech:] Mr. Cairo: Listen. I have arranged this display for... For all of you people to... To come here this evening and I... I know you have been searched, but, what you... You don't realize is, is that in the back of the Maltese Falcon, I have it...

*Based / inspired on the three movies: "The Maltese Falcon" (1941). Directed by John Huston. Cast: Humphrey Bogart, Mary Astor, Peter Lorre, Sydney Greenstreet, Ward Bond, Barton MacLane, Gladys George, Lee Patrick, Elisha Cook Jr., Jerome Cowan and Walter Huston. "It's a wonderful life" (1946). Directed by Frank Capra. The speaker is imitating Jimmy Stuart in the section: "I don't know which words to put in there sweetheart.."). "The thief of Bagdad" (1924). Directed by Raoul Walsh. Cast: Douglas Fairbanks. [The section starting with: "Come with me to the far lands of Baghdad"].

8 Eylül 2009 Salı

Bob Le Flambeur

"Garip öykümüz işte burada, Montmartre'da başlar."
Sacré-Coeur
"Montmartre, bir yanıyla cenneti, bir yanıyla cehennemi andırırken, gecenin izleri gitgide silinip, insanlar caddeleri doldurmaya başlarken..."

Pigalle
"Gelin, şimdi de Bob'la tanışalım.
Kumarbaz Bob'la.
İhtiyar bir delikanlı, efsanevi bir suçluyla."


Jean-Pierre Melville'in 1956 yapımı Bob Le Flambeur / Bob the Gambler / Kumarbaz Bob filmi Sacré-Coeur Kilisesinin görüntüsü ile Montmartre'da başlar, sonra dik yamaçtan tramvayla aşağı Pigalle'e ineriz... Bir anlamda cennetten cehenneme iniştir bu... Savaş sonrası Paris'ini, gece kulüplerini, barları, Pigalle'in her türden insanla dolu sokaklarını Jean-Pierre Melville'in kamerasından izleriz...
Sacré-Coeur'e karşıGünün ilk ışıkları gelir ve tanıştığımız Bob, Sacré-Coeur manzaralı evine girer. Gençliğinde usta bir hırsız olan Robert 'Bob' Montagné nam-ı diğer Bob Le Flambeur / Kumarbaz Bob yıllar önce bir banka soygunununda işler yolunda gitmeyince hapse düşmüş, hapisten çıkınca da kirli işleri bırakmıştır. Bırakmıştır bırakmasına ama kasasında 800 Milyon Frank bulunan bir kumarhane cazip gelecek, hayatının sonuna dek yetecek olan paraya son bir soygun vurgunuyla (elbette oluşturacağı çoğu eski dostlardan oluşan ekibiyle birlikte) kavuşmak isteyecektir. Karizmatik kumarbazımız Bob'un hep ters giden talihi (hem kumarda hem aşkta) acaba soygun gecesi değişecek midir? Bob Le FlambeurJean-Pierre Melville'in 'film noir' klasiği, kült filmi Bob Le Flambeur 1950'li yılların sonlarından itibaren sinemada devrim yaratacak olan Fransız Yeni Dalga akımının da öncü filmlerinden sayılıyor. Yapımcı ve sinema yazarı Brian Frye'in dediği gibi: "Jean-Luc Godard'ın da belirttiği üzere 'Bob Le Flambeur' olmadan A Bout de Souffle / Breathless / Serseri Aşıklar da yapılmış olmazdı. Ama yine de Yeni Dalga akımını başlatan film 'Bob Le Flambeur' değil, o yalnızca izlenilmesi gereken yolu gösterdi."

2 Eylül 2009 Çarşamba

Ascenseur pour l'échafaud

Milles Davis filmin müzklerini kaydederken Jeanne Moreau ile şakalaşıyor1958 yapımı Ascenseur pour l'échafaud / Elevator to the Gallows / İdam Sehpası ilklerin buluşması olan bir film olmuş: Louis Malle'ın yönettiği ilk konulu uzun metrajlı film, Jeanne Moreau'nun ilk başrolü ve Miles Davis'in müziklerini yaptığı ilk film. Louis Malle'ın deyimiyle yeni Paris'i görürüz filmde; bir ölçüde 'insanlıktan çıkmış' olan Paris'i...

Miles Davis filmin müziklerini yapmak üzere Paris'e davet edilmiş ve dört kişiden oluşan bir Fransız grupla (Tenor saksafonda Barney Wilen, piyanoda Rene Urtreger, kontrabasta Pierre Michelot ve davulda Kenny Clarke) birlikte gece saat 11'den sabahın 5'ine kadar birlikte doğaçlama (emprovizasyon) yaparak müzikleri tamamlamış. Bir yandan filmi izleyerek doğaçlama yaparken bir yandan da yönetmen Louis Malle ve aktris Jeanne Moreau ile birlikte şampanyalarını yudumlamışlar. Sonuçta sinema tarihinde bir film için yapılmış en iyi müziklerden biri kaydedilmiş.

Filmin konusu oldukça klişedir aslında; evli bir kadınla sevgilisi mükemmel bir cinayet tasarlayarak kadının kocasını öldürmeye karar vermişlerdir. Adam kimseye görünmeden kendi odasından kadının kocasının bürosuna iple tırmanır ve intihar süsü vererek kocayı öldürür. Bürodan ayrılıp arabasına bindiğinde tırmandığı ipi binanın dışında bıraktığını farkederek geri döner. Bu arada arabasını öylece anahtar üzerinde bırakmıştır. Cinayet kanıtı ipi ortadan kaldırır kaldırmasına ama binanın elektriğinin kesilmesi üzerine asansörde iki kat arasında sıkışıp kalır ve dışarı çıkamaz. Haftasonudur, bina kapatılmış ve kimse kalmamıştır. Bu arada binanın karşısındaki çiçekçide çalışan kız ve sevgilisi adamın arabasına atlayarak uzaklaşırlar. Filmin bundan sonrasında güzel caz tınıları eşliğinde gerilimli sahneler yaşanır. Bir yanda adam asansörden kurtulmaya çalışır, diğer yanda sevgilisi Jeanne Moreau büyük bir telaş ve merak içinde hatta yarı delirmiş olarak ünlü Champs-Élysées Caddesi'nde ortadan kaybolmuş sevgilisini arar durur Miles Davis'in 'Florence Sur Les Champs Élysées' notaları eşliğinde. Olmaz olmaz demeyin tüm bunların üstüne adamın arabasını çalan çift de bir başka cinayete karışır.
Ascenseur pour l'échafaud
Konu klişe olabilir, bugüne hiç hitap etmeyebilir ama filmin müzikleri o kadar güzel ki salt bu sebeple bile arşivinizde yer alan bir film olur Ascenseur pour l'échafaud.

24 Haziran 2009 Çarşamba

Alphaville, une étrange aventure de Lemmy Caution

Sessizlik-Mantık-Güvenlik-Tedbirlilik: Alfakent'e hoşgeldiniz!
Jean-Luc Godard'ın Berlin Film Festival'inden "Altın Ayı" ile dönen, 1965 yapımı Alphaville, une étrange aventure de Lemmy Caution / Alfakent, Lemmy Caution'un Tuhaf Bir Macerası filmi siyah beyaz bir bilim-kurgu. Figaro - Pravda gazetesinden beyaz trençkotlu, Ivan Johnson takma adlı 003 kod numaralı ajan Lemmy Caution'un Ford Mustang'ıyla Dışülke'den Alpha60 isimli büyük bir bilgisayarın hükmettiği Alfakent'e gelişiyle başlar film. Lemmy Caution'un hedefi Leonard Nosferatu (ki Alfakent'te Profesör Von Braun olarak tanınmaktadır) tarafından yaratılan kentin hakimi Alpha60'ı yok etmektir. Bu noktada Jean-Luc Godard’ın Profesör Von Braun olarak aslında Almanya’nın 2. Dünya Savaşı roket uzmanı bilimadamı Wernher Von Braun’a bir gönderme yaptığını gözlemleriz. Wernher Von Braun 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Amerika Birleşik Devletleri(ABD)'nin projeleri için çalışmış ve NASA (National Aeronautics and Space Administration / Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi)'nin başına geçmiş bir bilim adamı.
Alphaville filminde dönemin bilimkurgu karakterlerine de göndermeler yapılmıştır. Lemmy Caution ya da takma ismiyle Ivan Johnson Alfakent'te oteline yerleştikten sonra son selefi Henri Dickson ile buluştuğunda ona Dick Tracy ve Guy Leclair’in (orijinal adı Flash Gordon, bizde Baytekin diye bilinir) durumlarını sorup, öldüklerini öğrendiği sahneler gibi. Ayrıca Henri Dickson'ın ölmeden önce Lemmy Caution’a Capitale de la Douleur / Acının Başkenti isimli bir kitap verdiğini görürüz. Fransız gerçeküstücülerden Paul Éluard (ki sevdiğim şairlerden birisidir kendisi) tarafından yazılmış olan bu kitap 1926'ta yayınlanmıştır. Alfakent'te yasaklanmış bir duygu/olgu olan aşk üzerine şiirler ve makalelerden oluşmaktadır. (Bu kitapta yer alan pek çok kavram Jean-Luc Godard'ın filminin senaryosunu oluşturmasında çok önemli bir rol oynamış.)

Acının Başkenti

Gözlerinin eğrisi dolanıyor yüreğimi,
Bir raks bir dinginlik çemberi
Zamanın aylası, gece beşiği ve güvenli,
Ve eğer hiçbir şey kalmadıysa aklımda yaşadığımdan
Gözlerinin her zaman görmediğindendir beni.

Yaprakları günün ve pembe şarabın köpüğü,
Rüzgârın sazları, kokulu gülücükler
Işık dünyasını saran kanatlar,
Gökyüzü ve deniz yüklü gemiler,
Gürültü avcıları ve renk kaynakları.

Tanların kuluçka yatağından doğan kokular
Yıldızların samanı üzerinde yatan
Saflığa bağımlı gün gibi tıpkı
Dünya da bağımlıdır senin tertemiz gözlerine
Ve akar bütün kanım bakışlarında senin.

Paul Éluard

Çeviri: Özdemir İnce

Filmin yaklaşık yirminci dakikasında bir başka gönderme de Galata Köprüsü'ne yapılmıştır. "Red Star" otelinin bulunduğu yeri tarif ederken Galata Köprüsü'nün adı geçmektedir.
Tekrarlamadan duramayacağım: Filmlerini izlemek zor Godard'ın lakin tarzını seviyorum.
Filmin, adından ötürü, Alphaville'in bana 80'lerin ve 90 başlarının grubu Alphaville'i de çağrıştırması doğal! Yer yer gerçeküstücü olarak değerlendirilebilecek sahneleri ve diyalogları ile, "Film Noir" ile bilim-kurgu arası bir tuhaf fantastik ve kült bir yapıt bu film...

6 Ocak 2009 Salı

Nunc aut nunquam / Yeniden "Citizen Kane"

R O S E B U D
Yaşamım biterken, dudaklarımdan dökülecek son sözcük ne olabilir acaba?

Orson Welles'in başyapıtı, Amerikan Film Enstitüsü tarafından "Tüm Zamanların En İyi Amerikan Filmi" seçilmiş 1941 yapımı Citizen Kane/Yurttaş Kane filminde kendisini "bugün, geçmişte ve gelecekte olacağım tek birşey var -Amerikalı-" diye tanımlayan medya patronu Charles Foster Kane, dudaklarından dökülen 'Rosebud' sözcüğünün ardından, muhteşem ama harap olmuş malikânesi Xanadu'da can veriyor. 'Rosebud' sözcüğünün gizemini çözmeye çalışan muhabirin peşinde Kane ile ilgili düşüncelerini aktaran kişilerle tanışırız. Her aktaran farklı yönlerini gözler önüne serer Kane'in. Eğitiminden sorumlu, bir nevi manevi babası olan banka müdürü, en yakın arkadaşı, ikinci eşi, gazetesinin müdürü ve evdeki hizmetli çok şey anlatır ancak 'rosebud' sözcüğü gizemini korur ("Gül goncası" ve "tecrübesiz kadın" demek 'rosebud'. Kane'in çocukluğunun annesi tarafından eğitimi için banka müdürünün eşliğinde uzaklara gönderilerek sona erdirildiği günde kayamadığı kızağının üzerinde yazan sözcüktür aynı zamanda.)..
Nedir Kane'in zihnindeki gül goncası? Onca zenginliğe, hırsa, yükselişe rağmen kaçırdığı, özlem duyduğu, hayatındaki kayıp parça, arzu nedir? Muhabir, gizemi çözemeyeceğini anladığında "Hiçbir sözcük, bir insanın hayatını açıklayamaz." der. Öyle midir gerçekte de?

"Olmadık imgeler, olmadık imgelere çağrışım yapabilir." derim hep. Citizen Kane filmi de bana Nazım Hikmet'in "Karlı Kayın Ormanında" şiirini anımsatıyor izlediğim sürede. Özellikle de; "Memleket mi, yıldızlar mı, gençliğim mi daha uzak?" dizelerini.

5 Mart 2008 Çarşamba

Killer's Kiss

1955 yapımı Killer's Kiss/Katilin Busesi Stanley Kubrick'in ilk filmlerinden biri. 1 saat 7 dakikalık bir film. Çok basit bir konu çok hoş çekimlerle anlatılmış. Karşı pencerelerden birbirlerini izleyen eski boksör ile dans salonunda çalışan (para karşılığı erkeklerle dans eden) dansçı kızın aşka benzemeyen aşkları aslında aşkın görece bir kavram olduğunun da kanıtı. Film tren istasyonunda başlıyor ve geriye dönüşlerle filmin ana kahramanı eski boksör Davy Gordon tarafından anlatılıyor.
Killer's Kiss


Davy Gordon
ve
mankenler





Stanley Kubrick 7 Mart 1999'da Eyes Wide Shut / Gözleri Tamamen Kapalı isimli filminin montajını tamamladıktan hemen sonra ölmüştür. Kubrick titizdir, özgündür ve ayrıntıları yansıtır. Katilin Busesi filminin sonuna doğru manken fabrikasında geçen sahneler çok çok güzel.