7 Aralık 2007 Cuma

Her Zaman Bogart

to have and have not
Sevgili(m) kocam, Humphrey Bogart'ı gelmiş geçmiş en önemli aktörlerden biri sayar. Bu nedenle zengin sayılabilecek bir Bogart filmleri arşivimiz mevcut (şimdilik 22 adet). Çevirdiği onca filme rağmen Bogart denilince tek aklıma gelen Casablanca filmidir.
Dün akşamki sinema keyfimiz için henüz izlemediğim bir Bogart filmini seçtik. Ernest Hemingway'in "To Have and Have Not / Malik Olmak ya da Olmamak" isimli romanından uyarlanan 1944 yapımı bir Howard Hawks filmi; başrollerde Humprey Bogart ve Lauren Bacall var. Her yönetmenin bir Casablanca filmi olmalı dedirtircesine Casablanca tarzı bir film
"To Have and Have Not".

Bu arada filmden öğreniyoruz ki arılar ölü bile olsa dikkat etmek gerek ! Eddie (Walter Brennan), 'Steve' / Harry (Humprey Bogart) ve 'Slim' / Marie (Lauren Bacall) arasında geçen replik muhteşem !

"Eddie (Harry'e): Seni hiç ölü bir arı soktu mu?
Harry: Hiçbir arı tarafından sokulduğumu hatırlamıyorum.
Eddie (Slim'e): Ya seni ?
Slim: ...
Eddie: Ortalıkta çıplak ayakla dolaşırken ölü arılara dikkat etmelisin.Üzerlerine basarsan en az yaşarken oldukları kadar fena sokarlar. Özellikle de öldürüldükleri için deliye döndülerse.
...
Eddie: Bu şekilde 100 kez sokulduğuma bahse girerim.
Slim: Öyle mi? Niçin sen de onları sokmuyorsun?
Eddie: Harry de hep bunu söylüyor. Ama benim iğnem yok ki !"

3 Aralık 2007 Pazartesi

J'irai comme un cheval fou

Haftasonu Fernando Arrabal'ın J'irai comme un cheval fou / I will walk like a crazy horse / Çılgın Bir At Gibi Gideceğim isimli filmini izledim ve film kadar tuhaf, gerçeküstü düşler gördüm. Çöldeydim düşümde. Sarı-turuncu kayan kumlar üzerinde bir grup insan biraraya gelmiştik. Bir konu üzerinde konuşuyor fakat anlaşamıyor gibiydik. Uyandığımda filmden olsa gerek diye düşündüm. Filmdeki sorunlu ana karakter Aden Rey çöle gidiyor ve çölde cüce Marvel ile karşılaşıyordu.
"Hırpalanmış sislerin kederinde
Çılgın bir at gibi gideceğim.
Somon balıkları kayıp geçerken...
baldırlarımızın arasında,
Çılgın bir at gibi gideceğim."

30 Kasım 2007 Cuma

Caché

Dün akşam televizyon kanallarının birinde Michael Haneke'nin Caché / Hidden / Saklı isimli filmi vardı. Ülkemizde "Saklı" diye oynayan "Caché"'nin ne anlama geldiğini düşündürtmeye yöneltti film önce. Erişilmek istenen bilginin gizlendiği yerin adı mı, zula mı, önbellek mi, nedir ? Sonra filmi izledikçe de Michael Haneke'nin aslında size bir bulmaca sunduğunu görüyorsunuz. Filmleri ile izleyiciyi ya da genelleme yapmayayım; filmleri ile beni rahatsız eden bir yönetmen Haneke. Üç filmini izledim toplam olarak; Code Inconnu / Code Unknown / Bilinmeyen Kod ve Le Temps du Loup / The Time of the Wolf / Kurdun Günü, son olarak da Caché / Hidden / Saklı. Beni rahatsız eden, düşündürten, içimi acıtan üç film !

29 Kasım 2007 Perşembe

Viva La Muerte

Sürrealist/gerçeküstücü İspanyol yönetmen Fernando Arrabal'ın 1971 yapımı Viva La Muerte / Long Live Death / Yaşasın Ölüm filmi, eşime göre şu ana dek izlediği en anti-faşist film.
Fando isimli çocuk İspanyol İç Savaşı sonlarında tutuklanan babasının ardından gerçeküstü düşleriyle yaşadıklarını sorguluyor ve rahatsız edici gerçekle yüz yüze geliyor; kızıllardan olan babasını ele veren annesinden başkası değil.
Fernando Arrabal'ın yaşam öyküsünü okuduğumda 1932'de doğan Arrabal'ın babasının da General Franco karşıtı olduğu için tutuklandığını, hapse atıldığını ve hapiste geride hiç iz bırakmadan kaybolduğunu öğreniyorum. Arrabal 10 yaşındadır babası kaybolduğunda. Doğaldır ki çocukluğunu, tüm yaşamını derinden etkileyen bu travma kitabına ve filmine de yansımış Arrabal'ın.
Gerçeküstü düşler düşleyin !

27 Kasım 2007 Salı

Ingmar Bergman'ın Såsom i en Spegel / Through A Glass Darkly / Aynadaki Gibi filminde Fredrick(Minus)'in söylediği bir cümle var: "Babamla bir kez olsun konuşabilmek isterdim". Vurucu !

26 Kasım 2007 Pazartesi

Yaban Çilekleri

Onat Kutlar, Sinema Bir Şenliktir isimli kitabında 1961 senesinde Paris'te küçük bir sinemada izlediği Ingmar Bergman'ın 1957 yapımı Smultronstället / Wild Strawberries / Yaban Çilekleri filminin kendisinde sinema tutkusunu başlatan film olduğunu söyler. İlk izlediğim Bergman filmidir Yaban Çilekleri. Sessiz sinema döneminin ünlü yönetmenlerinden Victor Sjöström, Profesör Isak Borg rolünde akıllara kazınan bir oyunculuk sergiliyor. 78 yaşındaki Profesör Borg yaşamını ve varoluşunu sorguluyor. Profesör Borg'un rüyasına (kabusuna demek belki daha yerinde olacak) tanıklık ediyoruz filmin hemen başlarında...Çıkmaz bir yola sapıp boş bir sokağa geliyor Isak. Sessizlik hüküm sürüyor ve birden bir saat görüveriyor. akrepsiz yelkovansızZamanın akışına başkaldırıp akrep ve yelkovanını çıkarıp atmış olan bir saat. Daha sonra Isak'ın cebinden çıkardığı saatte de akrep ve yelkovan olmadığını görüyoruz. Zaman durmuş ve sanki akmıyor. Sokaktaki bütün evlerin pencereleri kapalı. Profesör Isak Borg'un yaşamı boyunca insanlara karşı kapalı ve uzak kalmasını simgeler nitelikte.

22 Kasım 2007 Perşembe

Alyosha'nın Öyküsü

Ballada o Soldate / Ballad of a Soldier / Askerin Türküsü Alyosha'nın hüzünlü öyküsü. 19 yaşındaki Rus askeri Alyosha'ya iki Alman tankını havaya uçurduğu için altı gün izin verilir. Delikanlı annesini görmeye gidecek, O'nun akan çatısını onaracak ve cepheye dönecektir. Alyosha yolda Shura ile karşılaşır...
Tank hedefinde Alyosha
Tank hedefinde Alyosha...
Alyosha tankı yokederkenAlyosha tankı yokederken...
Alyosha ve ShuraAlyosha ve Shura
Alyosha'nın annesiAlyosha'nın annesi...

20 Kasım 2007 Salı

Berlin Üzerinde Gökyüzü'nün sonunda "devam edecek" yazıyordu. Berlin Duvarı'nın ykılmasından önce izlediğimiz Berlin'deki gökyüzünü In weiter Ferne, so nach !/Faraway, So Close/Çok Uzak, Çok Yakın ile bir de Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra izliyoruz...Aklıma seneler önce Berlin'den satın aldığım Berlin Duvarı parçaları geliyor. Halen satılıyor mudur acaba ?

16 Kasım 2007 Cuma

Lied Vom Kindsein

"als das kind kind war,
ging es mit hängenden armen,
wollte der bach sei ein fluß,
der fluß sei ein strom,
und diese pfütze das meer.

als das kind kind war,
wußte es nicht, daß es kind war,
alles war ihm beseelt,
und alle seelen waren eins.

..."


***

"çocuk çocuk iken,
sallayarak yürüyordu kollarını,
derenin nehir olmasını istiyordu,
ve nehrin sel olmasını,
taşan suyun deniz olmasını...

çocuk çocuk iken,
bilmiyordu çocuk olduğunu
herşey duygu doluydu,
ve tüm ruhlar bir'di.

..."



Peter Handke'nin Lied Vom Kindsein / Çocukluğun Şarkısı isimli şiiri ile başlıyor Der Himmel über Berlin / Wings of Desire / Berlin Üzerinde Gökyüzü...(Ülkemizde, ne hikmetse Wings of Desire isimli İngilizcesinden Türkçeleştirilerek Arzunun Kanatları olarak bilinen Wim Wenders filmi !)Wim Wenders ve Peter Handke senaryoyu birlikte yazmışlar. Peter Handke'nin dizeleri takıldı bu sabah aklıma.

12 Kasım 2007 Pazartesi

Novecento

Bir yönetmen ilk çağrıştırdığı filmidir benim için. Bana göre, Bertolucci Novecento / 1900'dür. Sevgili(m) kocam içinse, Il Conformista / The Conformist / Konformist (Düzen Adamı)...Kızım da en sevdiği Bertolucci filminin Novecento/1900 olduğu kanısında.