30 Mayıs 2009 Cumartesi

Ay'dan İstanbul'a...

Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u Fethi'nin 554. yıldönümünün ertesi günü ``AY'dan İzlenimler´´'e yazmaya başlamıştım.
Bugün, 556. yıldönümünü kutladığımız Fethin ertesi günü!
Konuyu matematikseverlere bırakıyorum. :-)
Karadan yürütüldü Fetih'te gemiler...

27 Mayıs 2009 Çarşamba

"But the sun is eclipsed by the moon!"

En sevdiğim Pink Floyd albümü "The Dark Side of The Moon", en sevdiğim şarkı "Eclipse", ilk edindiğim müzik/film DVD'si Alan Parker'ın 1982 yapımı Pink Floyd: The Wall / Duvar.
The Dark Side of The Moon
Eclipse
all that you touch
and all that you see
all that you taste
all you feel
and all that you love
and all that you hate
all you distrust
all you save
and all that you give
and all that you deal
and all that you buy
beg, borrow or steal
and all you create
and all you destroy
and all that you do
and all that you say
and all that you eat
and everyone you meet
and all that you slight
and everyone you fight
and all that is now
and all that is gone
and all that's to come
and everything under the sun is in tune
but the sun is eclipsed by the moon.

Roger Waters / 1973


"Eclipse" albümdeki son şarkıdır. Şarkıdan sonra "There is no dark side of the moon really... Matter of fact it's all dark." sözleriyle albüm sona erer.Döngü...

26 Mayıs 2009 Salı

"Geçmiş zaman olur ki..."

Fiyonklu İstanbul Dürbünüİstanbul ile ilintili kitaplara ayrı düşkünüm. Geçtiğimiz Pazar akşamı Selim İleri Not Defteri'nde Gül İrepoğlu'nun Fiyonklu İstanbul Dürbünü kitabını tanıtıyordu. Dün akşam kitabı edindim, sırayla okuyacağız şimdi; sevgili(m) kocam, kızım ve ben...

25 Mayıs 2009 Pazartesi

"Gazanfer Bilge Otobüsünü Göreceksin!"

Orhan Veli Kanık'ın en içime işlemiş şiirlerinden biri Professione: Reporter / The Passenger / Yolcu filminde "Gazanfer Bilge" otobüsünü gördüğüm karede usuma düşüyor:
" Gemliğe doğru
denizi göreceksin;
sakın şaşırma. "

GAZANFER BiLGE'Yi GÖR, BİLGE OL..!
Bu şiirden öykünerek:
" Professione: Reporter filminde Barcelona'da,
birdenbire Gazanfer Bilge otobüsünü göreceksin;
sakın şaşırma! "
diye mırıldandım kendi kendime... Hakikaten 1975 senesinin bu nispeten akış olarak daha anlaşılır ama içerik olarak yine anlaşılmaz Michelangelo Antonioni filminde, birdenbire "Gazanfer Bilge" otobüsünü görmek şaşırtıyor bir Türk izleyicisi olarak beni.
ÇöldeProfessione: Reporter filmi ana karakterin yeni bir kimlik bulma/kaçış öyküsü aslında. Ana karakter David Locke (Jack Nicholson canlandırıyor) bir gazeteci. Gerillalarla röportaj yapmak üzere Afrika çöllerinde gördüğümüz ana karakterimiz çölde cipi bozulunca oteline yürüyerek dönmek zorunda kalıyor ve otelde tanışmış olduğu Robertson isimli kişiyi odasında ölü olarak buluyor. Bir yandan Robertson'la olan konuşmalarını anımsarken diğer yandan da pasaportundaki fotoğrafı çıkararak Robertson'ın fotoğrafı ile değiştiriyor.Başkası olmak istiyorum!David Locke bir anda tüm geçmişinden kurtuluyor böylelikle. David Locke olarak ölüdür artık ve yaşamın kalanına Robertson olarak devam edecektir.David Locke'un ölüm haberiDavid Locke büründüğü yeni kimlikle ve Robertson'ın eşyaları arasından seçmiş olduklarıyla yeni hayatına başlıyor. Aldığı eşyalardan biri Robertson'ın randevu defteri. (Şimdi burada gayet düz bir mantıkla hemen teşhis koyabiliriz; Afrika çöllerinde farklı renkte biri olarak gazeteci değilseniz ya silah ya da elmas tüccarısınızdır. Robertson ilki yani gerillalara silah satıyor.)Randevu defteriDavid Locke ya da yeni kimliğiyle Robertson randevu defterinin doğrultusunda önce Münih'e gidiyor ve fırsattan yararlanarak eski kimliğini öldürüp yerine geçtiği kişinin silah tüccarı olduğunu anlıyor. Robertson'ın "hak" etmiş olduğu parayı adamlardan alarak bir sonraki randevu yeri olan Barcelona'ya doğru yola koyuluyor.
Bu arada David Locke'un karısı ise kocasını son kez gören Robertson ile görüşüp konuşma niyetinde O'nu bulabileceği her kaynaktan araştırmaktadır. David Locke Barcelona'da ismi filmde hiç geçmeyen genç bir kızla (Maria Schneider) tanışıyor. Mimarlık öğrencisi olduğunu öğrendiğimiz genç kız David Locke'a karısının gönderdiği adamdan kaçabilmesi için yardım ediyor ve arabada giderlerken kız "neden kaçıyorsun?" diye sorduğunda sadece "arkana bak" diyor David... Kaçtığı geride kalan hayatıdır David'in, geride kalan herşeydir. Fırsatını bulmuş ve yaşıyorken kimliğini ölü biriyle değiştirerek bunu başarmıştır. Artık ne isterse o olabilecektir, nereye isterse gidebilecektir. Sorumlulukları yok olmuştur.David Locke/Robertson ve genç kızKafası karışık David Locke başka bir kimlikle sonu belirsiz bir yolculuktadır. Peşinde karısı ile Robertson'ın temasta olduğu adamlarla gerilimli bir kaçışa dönüşür bu yolculuk.Neler olup bitiyor?Filmin sonunda sabrınızı son noktaya kadar test eder Antonioni. Yaklaşık 10 dakika süren bu son sahnede otelin avlusunda neler olup bittiğini penceredeki demir parmaklık arkasından izleriz. Kimliğini değiştiren David Locke'un yolculuğunun "hiçbiryerde" sona ermesi adlandıramadığım duygular eşliğinde iz bırakır belleğimde, Michelangelo Antonioni'nin filmlerini neden sevdiğim pekişir bir kez daha!

23 Mayıs 2009 Cumartesi

"Heart of Glass"

Kalp camdandır, bu kez Blondie söylüyor:
Heart of Glass"Once I had a love and it was a gas
Soon turned out had a heart of glass
Seemed like the real thing, only to find much o' mistrust
Love's gone behind
Once I had a love and it was divine
Soon found out I was losing my mind
It seemed like the real thing but I was so blind
Much o' mistrust
Love's gone behind
In between what I find is pleasing and I'm feeling fine
Love is so confusing, there's no peace of mind
If I fear I'm losing you
It's just no good, you teasing like you do
Once I had a love and it was a gas Soon turned out had a heart of glass
Seemed like the real thing, only to find much o' mistrust
Love's gone behind
Lost inside
Adorable illusion and I cannot hide
I'm the one you're using please don't push me aside
We coulda made it cruising yeah...
...
...
..."


""Heart of Glass" şarkısının orjinali daha blues/reggae havasında ilk kez 1975 yılında "Once I had a Love" adıyla kaydedilmiş, 1978 yılında rock tınıları taşıyan bir şekle dönüştürülmüş. 1979 yılında 'disco' müziğinin hit olmasıyla, Blondie'nin "Parallel Lines" albümünün yapımcısı parçayı en bilinen 'disco' versiyonuna kavuşturmuş. Pek çok ülkede 1 numara olan parça Endless Love / Sonsuz Aşk filminin de müzikleri arasındadır.

22 Mayıs 2009 Cuma

"Professione: reporter"

I used to be somebody else...but I traded myself in. /// Eskiden başka biriydim...ama onu değiştirdim!Nihayet bir Michelangelo Antonioni filminde kadının değil de erkeğin kafası karışık ! Arşivimizdeki izlemediğim son Antonioni filmi 1975 yapımı Professione: reporter / The Passenger / Yolcu. Uyku düzenim sebebiyle filmin tamamını henüz izleyemedim ama Jack Nicholson'ı bunalımlı fotoğrafı ile günceme konuk etmek istedim. Film ile ilgili düşüncelerim filmi izlemeyi bitirince...

21 Mayıs 2009 Perşembe

"Akşamüstü Kandilli'den kalkan bir Boğaziçi Vapuru (1965)"

Vapurlar...Blues...Hiç konuşmak istemediğimde Ara Güler'in bu fotoğrafına bakarım, evdeyken.

20 Mayıs 2009 Çarşamba

"Yorumsuz..!"

``Asla sorunun değil daima çözümün bir parçası olun!´´ Türkan Saylan
Türkan Saylan´ın en sevdiği çicekler papatyaymış....

19 Mayıs 2009 Salı

19 Mayıs 1919 - 19 Mayıs 2009

Nice 19 Mayıs kutlamalarına....

"Halkı kontrol etmek, bireyi kontrol etmekten daha kolaydır!"

Franz Kafka'yı canlandıran Jeremy Irons, Prag sokaklarında...Steven Soderbergh'in 1991 yapımı Kafka filminin video kasetini çıkar çıkmaz edinmiştim. Geçtiğimiz haftasonu seneler sonra filmi yeniden ama bu kez DVD'den izledik. Filmin adını ilk duyan, hemen Kafka'nın yaşamını izleyeceği kanısına kapılıyor. Evet, filmin ana karakteri Kafka! Gündüzleri sigortacı olarak çalışıp, geceleri de böceğe dönüşen birinin (meşhur "Gregor Samsa") öyküsünü yazıyor Kafka lakin film biyografik değil. Filmdeki olayları Kafka ile birlikte izliyoruz. Kafka'nın yazdıkları ve yaşamı filmde birbirine karışmış. Prag'ın karanlık ve sessiz sokaklarıyla şehrin neredeyse her tarafından bir hayalet edasıyla görebileceğiniz 'Şato' ise filme tümüyle hakim, odak noktasında.
Negatif Enerji Merkezi Kara Kent Prag..! (Sevgili(m) kocama göre!)Sevgili(m) kocam, Prag'ın pis ve karanlık, kara büyü kenti, negatif enerjilerin ve simyacıların merkezlerinden biri olduğunu falan der hep ne zaman Prag bahsi açılsa! Bu filmi izleyen birisi de kolayca bu kanıya/sanıya varabilir sanki. Oysa, orada yaşamıştım bir zamanlar...
Kafka çalışırkenFilmde olaylar, Kafka'nın çalışma arkadaşı Raban'ın yüzü gözü yara içerisinde olan ve sanki programlanmış/makineleşmiş bir adam (bir tür "``golem´´) tarafından öldürülmesiyle başlıyor. Raban'ın cebinden çıkan fotoğraf iyi giyim-kuşamlı biri tarafından alınır. Polis intihar teşhisi koyar. Kafka'nın da düşüncesi bu yöndedir. Ama Raban intihar edecek birisi değildir. İki farklı Raban vardır: Görünürdeki işe gidip gelen basit yaşamlı Raban ile küçük bir devrimci örgüte üye olan Raban. Raban'nın amacı bombalı bir çanta ile 'Şato'ya giderek 'Şato'da Sağlık Bölümü Başkanı olan doktoru öldürmektir. Çünkü doktor orada insanların beynine fiziki olarak müdahale ederek onları makineleştiren çalışmaları yöneten kişidir. Ne yapacağı anlaşılınca Raban polis/düzen/'Şato' tarafından öldürülür. Cebinden çıkan fotoğraf da doktorun fotoğrafıdır.
Kafka ve Gabriela, fonda ise ünlü 'Şato'Raban'ın kız arkadaşı Gabriela, Kafka'ya Raban'ın polis tarafından öldürüldüğünü söyler. Gabriela da aynı devrimci örgüte üyedir ve Kafka'dan kendilerine yardım etmesini ister. Kafka örgüt için yazmalıdır ama Kafka kabul etmez, çünkü O "kendisi için yazmaktadır". Ancak Gabriela, Raban'ın evini boşaltırken, Kafka da bombalı çantayı evden alarak polisten kaçıracaktır.
Bu sıralarda Kafka'nın yanına, işyerinde yardımcı kılıfıyla ikiz sivil polis verilir. Aniden Gabriela ortadan kaybolur. Ardarda çorap söküğü gibi olaylar sıralanır; makineleşmiş, ruhu ele geçirilmiş zombimsi adam, ``golem´´ Kafka'ya saldırır, iki sivil polis Kafka'yı zorla Şato'ya götürmeye kalkışır; Gabriela'nın arkadaşları öldürülür. Böylelikle hiç bir şeye bulaşmayan, kendi halindeki ürkek, çekingen Kafka'mız da çevresinde gelişen olup bitenlere inanmamaya başlar. Zaman sorgulama zamanıdır!
Kafka ve bombalı çantaKafka Raban'ın evinden kaçırdığı bombalı çantayla gizli bir geçitten 'Şato'ya girer. 'Şato'da "bilimsel" deneyler yapılmaktadır. Deneyler (aslında işkenceler) sonrasında bireylerin beyinleri tamamen değiştirilmektedir. İşkence altındaki bir çok insan da, deneyleri tamamlayamadan ölmektedir. Ortadan kaybolan Gabriela da bu deneylere maruz kalmıştır. Kendisine işkence uygulayana son sözlerini büyük bir kararlılıkla şöyle ifade eder: "Devrimin ilk günü ilk asılacak pislik sen olacaksın."
Kafka 'Şato'dayken film renklenir.Kafka ise doktoru bulmuştur. Doktor da O'nun Kafka olduğunu anlamıştır. Kafka elinde bombalı çanta ile bir başka deneye tanık edilir. Ama yanında bomba olmasından şüphelenilmez. Kafka'dan doktora en vurucu replik gelir; "Ben kabuslar yazmaya çalıştım, sen ise bunu yarattın!" Çanta açılır, bomba patlar ve Kafka, peşine düşülse de, 'Şato'dan kaçmayı başarır.
Filmin sonunda Kafka'yı senelerdir çalışmakta olduğu şirkette, monoton işinin başında görürüz. Babasına yazdığı şu mektupla, Kafka'nın metninde kayboluruz...
"Dearest father,
I had always believed that it is better to know the truth than to live in ignorance. Now I shall find out if I was right. I can no longer deny that I am part of the world around me, nor can I deny, despite our differences, that I remain your son. And so I hope only that these late, perhaps insignificant, realizations might reassure us both a little and make our living and our dying easier. "
"Sevgili Baba,
Her zaman bilgisizlik içinde yaşamaktansa gerçeği bilmenin daha iyi olacağına inandım. Artık haklı olup olmadığımı anlayacağım. Daha önce böyle düşünmesem de, ben de dünyanın bir parçasıymışım. Aramızdaki farklara rağmen daha fazla inkar edemem; senin oğlun olarak kalacağım. Ve umuyorum ki fark ettiğim bu geç belki de anlamsız gerçekler aramızı biraz olsun yatıştırır. Yaşamımızı ve ölümümüzü kolaylaştırır."

Son olarak, filmin büyük çoğunluğunun özellikle "Kara Kent Prag" vurgusuna binaen, siyah-beyaz çekildiğini, Şato'nun içindeki sahnelerdeyse renklendiğini belirtmeliyim. Filmin beni rahatsız eden tek noktası Çekçe (ya da Kafka'nın anadili Almanca) değil de İngilizce olması!