25 Kasım 2009 Çarşamba

"Yayılan kestane ağacının altında ben seni sattım,
sen de beni."



Big Brother içimizde !
George Orwell ((asıl adıyla Eric Arthur Blair)'ın 1947-1948 yılları arasında yazdığı anti-ütopik romanından Michael Radford tarafından uyarlanan 1984 yapımı Nineteen Eighty-Four / Bin Dokuz Yüz Seksen Dört tekrar tekrar izlemekten her karesi zihnime yerleşmiş filmlerdendir. Hemen George Orwell'ın kitabında öngördüğü 1984 yılının kitabını yazmayı bitirdiği 1948 yılının son iki rakamının tersi olduğunun notunu düşeyim burada !

"Bin Dokuz Yüz Seksen Dört" romanında gözü kulağı, her köşe bucağa ulaşan otorite tarafından izlenmeyi "Big Brother (is watching you!) / Büyük Birader (sizi gözetliyor !)" kavramıyla açıklayan George Orwell da İngiliz istihbaratı tarafından izlenmiş. İngiliz arşivleri, George Orwell’in İngiliz istihbaratının dikkatini ilk olarak 1929 yılında çektiğini belgeliyor. Belgelere göre, o sıralar Paris’te yaşamakta olan Orwell, sol eğilimli ‘İşçilerin Hayatı’ adlı bir yayından muhabirlik teklifi almış. 1942’de İngiliz yayın kuruluşu BBC’de Hintçe servisinde çalışan Orwell, İngiliz polisi Scotland Yard'ın yazdığı rapora göre sol görüşü ve bohem giyim tarzıyla koyu bir komünist olarak nitelendirilmiş ancak İngiliz yazarı yirmi yıl boyunca izleyen İngiliz iç istihbarat servisi MI-5, bu raporu çürüterek Orwell’ın komünizmden çok uzakta olduğunu ve güvenliğe bir tehdit oluşturmadığını belirtmiş. Sosyalist olmasına karşın hem "Animal Farm / Hayvan Çiftliği" hem de "Nineteen Eighty-Four / Bin Dokuz Yüz Seksen Dört" romanlarında Stalin rejimini kıyasıya eleştiren Orwell, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört romanında sosyalizme ya da İngiliz İşçi Partisi'ne bir saldırı kastetmediğini fakat komünizm ve faşizmde kısmen gerçekleşmiş bozukluklara değindiği açıklamasında bulunmuş.
2+2=?
Üç süper devlete ayrılmış bir dünyada, “Big Brother / Büyük Birader”in yönetimindeki “Oceania / Okyanusya” isimli totaliter süper devlette yaşayan ana kahramanımız Winston Smith, işleyebileceği en büyük suçu işler; düşünür ! Oysa Okyanusya'da amaç özgür düşünceyi kaldırmak için her tarafa yerleştirilmiş ekranlar, mikrofonlar aracılığıyla halkı kontrol altında tutmaktır. İktidardaki parti Yenikonuş'la (Newspeak) dildeki sözcük sayısını azaltmakta ve düşünme sınırlarını giderek daraltmayı amaçlamaktadır. Düşünmek gereksizdir, sadece itaat etmek yeterlidir.
Ayrıca bkz.:"The Principles of Newspeak"

Düşünen Winston Smith önce evinde gözetlenmesi mümkün olmayan bir köşe bulmaya çalışır. Küçük hilelerle evdeki ekranın görüntü alanı dışında kalmak için çaba sarfeder; ardından sevgilisi Julia ile özgürce buluşabileceğini sandığı bir antikacı dükkanındaki odayı kiralamakla izlenmekten kaçmayı başardığını sanır.

Totaliter devletin en güçlü örgütü “Düşünce Polisi”´nin, elbette ulaşamadığı en küçük bir delik bile yoktur. "Büyük Birader"´e karşı bütün yurttaşların hayatı yakından denetlenmekte, kafasından şüpheli düşünceler geçirenler kolayca belirlenmekte ve kısa zamanda önce dönüştürülmekte sonra da yok edilmektedirler. Winston Smith de "Düşünce Polisi"´nin gazabından kurtulamayacak ve yakalanarak kendisini meşhur 101 No.'lu odada bulacaktır.4 ya da 5 ?Beyni yıkanan Winston Smith'in mutlak gerçeğin değiştirilemeyeceğine dair olan inancı, İç Parti yetkilisi O'Brien tarafından yerle bir edilir: İki kere iki dört değil, beş eder… Winston, dayanılmaz işkencelerden geçtikten sonra eninde sonunda bunu kabul edecektir: İki kere iki beş eder… 2 x 2´nin 5 olarak kabul edilmesi yetmez; özümsenmesi istenir. Daha doğrusu bazen 3 bazen 2, düzen ne isterse o, ki bazen hepsi birden eder 2 x 2 ! O'Brien "Big Brother / Büyük Birader"in amacını net bir biçimde Smith'e özetler: "İçindeki her şey ölmüş olacak. Sevgi, arkadaşlık kurabilme yeteneklerin, yaşama sevincin yitmiş olacak, gülmeyeceksin, merak duymayacaksın, cesaret gösteremeyeceksin, onur duymayacaksın. Bomboş olacaksın. Seni boşaltıp yerine kendimizi koyacağız."
Kestane Ağacı KahvesiOtoritenin elinde tuttuğu gücün şiddeti ve acımasızlığı insanın acıya olan dayanıksızlığıyla birleşince, iktidarın zaferi kaçınılmaz olur; "Yayılan kestane ağacının altında herkes birbirini satabilir !"
1984Bu arada Eurythmics'in aynı isimli albümü (dolayısıyla film müzikleri / soundtrack) her ne kadar yönetmen Michael Radford tarafından hayal kırıklığı olarak nitelendirilmişse de bence "Sexcrime (nineteen eighty-four)" ve "For the Love of Big Brother" şarkıları oldukça hoş tatlar bırakıyor.