29 Mayıs 2017 Pazartesi

Stroszek

Werner Herzog'un yazıp yönettiği 1977 yapımı Stroszek için söyleyebileceğim en öz iki sözcük hayli vurucu bir "Amerikan kabusu" olabilir diye düşünüyorum film biterken!
Amerikalı film eleştirmeni Roger Ebert'e göre en garip filmlerden biri olan Stroszek, Bruno Stroszek adlı zihinsel özürlü ana kahramanın Berlin'de bir hapishaneden tahliye olmasıyla başlıyor. Hapishane müdürünün sert nasihatlerinden Bruno'nun bir alkolik olduğunu ve işlemiş olduğu bütün suçların alkolizmden kaynaklandığı anlıyoruz. Uyarıları oldıkça kayıtsız bir tavırla dinleyen Bruno'nun dışarı çıkar çıkmaz gördüğü ilk bara dalması filmin gidişatını da özetler gibi. Ezik, hep kaybetmiş ve kaybetmeye mahkum biri Bruno Stroszek! Ancak yine de tüm ezikliğine rağmen zor durumda olanlara da yardım etmeye çabaladığını görürüz iyi niyetli Bruno'nun. Barda iki kadın satıcısı tarafından darp edilen Eva adlı fahişeyi hem teselli ettiğine hem de sığınmak üzere evine davet ettiğine tanık oluruz. Eva'yla beraber evine geldiklerinda, hapisteyken evine göz kulak olan Bruno'nun yaşlı komşusu Scheitz karşılar onları. Ufak tefek bu ilginç ihtiyar adam artık Almanya'daki hayatından bıktığı için bir araba tamircisi olan Amerikalı yeğeni Clayton'ın yanına Wisconsin'e göçmeyi planlamaktadır. Bruno sokaklarda akordeon çalarak hayatını kazanmaya çalışırken barda Eva'ya musallat olan adamlar O'nun izini bulup Bruno'nun evine gelir ve tacizlerini hayli sert bir biçimde sürdürürler. Bu olumsuzluklar sürerken ihtiyar koşusu Scheitz'ın kendisiyle birlikte Amerika'ya gelme teklifi Bruno ve Eva'nın hayatlarını tamamen değiştirecektir.
Werner Herzog, zihinsel özürlü eski sabıkalı, onun ufak tefek tuhaf arkadaşı ve fahişeden oluşan bu üçlünün Amerika'da bir römork evinde devam edecek yeni hayatlarını bilerek seri katil Ed Gein'in memleketi Wisconsin'de çekmiş. Werner Herzog kasaba halkı için kasabadaki gerçek yerlilerle rol vermiş. Başrol oyuncusu Bruno S. ise gerçek hayatta bir fahişenin oğlu ve üç yaşında annesi tarafından feci halde dövülerek geçici olarak sağır olmuş birisi. Bir akıl hastanesine yerleştirilen ve hayatının ilk yıllarında burada tutulan Bruno S.'in (Scheinstein) performansı izleyiciyi oldukça etkiliyor ama anlıyorsunuz ki aslında kendi gerçekliğini yansıtıyor oyuncu Bruno S.
Amerika... Amerika... Rüyalar ülkesi Amerika'da Bruno'nun hayalleri ters yüz olurken, son gördükleri para attığınızda piyano çalan ve dans eden tavuklar oluyor. Sonra gidip teleferiğe biniyor Bruno. Teleferikte dönüp dururken bir silah sesi ve olay yerine gelen polisin son sözleriyle, Werner Herzog'un Stroszek filmi izleyicisini adeta olduğu yere çiviliyor.
"Burada yanan bir kamyonet var. Teleferikte dönüp duran adamı durdurmak için gerekli düğmeyi bulamıyoruz. Dans eden tavuğu da durduramadık. Bir elektrikçi gönderin!"

Bruno'nun hapishane arkadaşlarından birinin Türkçe konuştuğunu duyuyorum. Ayrıca Eva'nın müşterilerinden bir kaçının da aralarında Türkçe konuşmalarından Türk olduklarının ayırdına varıyorum. Dolayısıyla Werner Herzog'un Stroszek filmi, "İçinden Türkler ve Türk Motifleri Geçen Filmler" kategorime de yerleşiyor. Yalnızca toplumun kurallarına uymak için varolmayı ve para bitene kadar dans etmeyi reddeden Bruno ise elbette kalbimi tam onikiden vuruyor!!!

22 Mayıs 2017 Pazartesi

La Noia

Damiano Damiani 'nin 1963 yapımı, siyah-beyaz La noia / The Empty Canvas / Boş Tuval filmi, Alberto Moravia'nın "La Noia / Boredom / Can Sıkıntısı" adlı romanından uyarlanmış. Romanı okumadım ancak sanıyorum film romana oldukça sadık kalmış. Film Dino adındaki ana kahramanın boş tuvali parçalamasıyla başlıyor. Resim yapamayan, hayattan bezmiş, annesi zengin, dolayısyla para sıkıntısı değil ama can sıkıntısı çeken ressam Dino'yu Horst Buchholz canlandırıyor.
Dino'nun zengin annesini Bette Davis oynamış. Dino'nun annesine, annesinin parasına kızgınlıkla yaklaştığını ve mümkün olduğunca O'nunla az etkileşime girdiğini görüyoruz. Dino'nun annesiyle birlikte yaşamaktan kaçındığını, babasının evden uzaklarda sürekli seyahatte olmasından da annesini suçladığını görüyoruz.
Dino'nun yeknesak hayatı, kapı komşusu yaşlı ressamın modeli Catherine Spaak'ın canlandırdığı Cecilia ile tanışınca değişiveriyor. Cecilia, kendisine takıntılı olan yaşlı ressamın sadece modeli değil, kendisiyle ateşli bir ilişki de sürdürmekte. Ressamın ani ölümü üzerine, Dino ve Cecilia bir araya geliyor ve artık Cecilia'ya takıntılı olma süreci Dino'da başlıyor. Öyle ki Dino, Cecilia'ya olan takıntısının hayatını neredeyse yok etmesiyle karşı karşıya kalıyor...

19 Mayıs 2017 Cuma

19 Mayıs...


Fikirler ölmez!
.