Ara Güler’in en sevdiğim fotoğraflarından biridir Akşamüstü Kandilli’den kalkan bir Boğaziçi vapuru. Dün akşam, Fin yönetmen - yazar Matti Ijäs’ın senaryosuna da katkıda bulunduğu, 2013 yapımı Kaikella rakkaudella / Things we do for Love / Aşk İçin Yaptığımız Şeyler filmini izlerken, filmin ana karakterlerinden Toivo Vaarala adındaki yalnızlığı seven, bağımsız ruhlu fotoğrafçının çektiği boş bank karelerinde sürekli gözümün önüne Ara Güler’in bu fotoğrafı geldi ve film bitince duvarımızda asıl olduğu yerden uzun uzun Boğaziçi Vapuru’nun ardından bakakalan boş sandalyeleri seyrettim.
”AY’dan İzlenimler”’in takipçileri Fin sinemasını ne kadar çok sevdiğimi bilir. Ruhunuza dokunan filmlerden biri olan Kaikella rakkaudella, Fin yönetmen Matti Ijäs ile ilk tanışmam. Az sayıda oyuncu, çokça doğa görüntüsü eşliğinde, zaman zaman kolaylıkla neler olup biteceğini tahmin ettiğiniz bir film olsa da, bağımsızlığına düşkün birinin işin içine aşk girince neler yapabildiğini izlemek gayet hoştu. Fin yönetmen Matti Ijäs’ı “Gülümseten Yönetmenler” kategorime dahil ederek, bundan sonra diğer filmlerinin de peşinde olacağımı vurgulamak istiyorum tereddütsüzce.
Bu arada, filmde bir tek karede bile cep telefonu ya da bilgisayar görmedim. Ne hoş !
GÜLÜMSETEN YÖNETMENLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GÜLÜMSETEN YÖNETMENLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Eylül 2013 Cuma
20 Mart 2013 Çarşamba
Dans La Maison

İzdüşüm(ler)
GÜLÜMSETEN YÖNETMENLER,
SİNEMA
13 Ekim 2011 Perşembe
Potiche
Pek klişe olacak ama, François Ozon ’un 2010 yapımı Potiche / Trophy Wife / Kadın İsterse filmi, hem hava hem ruh durumu açısından karamsar bir günün gecesinde doğan bir güneş gibiydi. Fransızca olan ‘potiche’ sözcüğünün sözlük anlamı vazo demek ancak aynı zamanda güzel olup zengin biriyle evlenerek hiçbir şeye karışmadan vitrin süsü olarak hayatına devam eden kadınlar için de bu terim kullanılmaktaymış.
Pierre Barillet ve Jean-Pierre Grédy’nin aynı adlı komedi oyunundan François Ozon tarafından sinemaya uyarlanan filmde, Catherine Deneuve, fabrikası ve ailesini hep kendi çıkarlarına göre sömürüp idare eden varlıklı sanayici Robert Pujol’ün elinin hamuruyla erkek işine karışmayan, evine bağlı, hanım hanımcık, sus pus karısı Suzanne Pujol rolünde harikalar yaratmış.
Yıl 1977’dir. Suzanne Pujol , Fransa’nın Saint Godule kasabasında babasından kalma şemsiye fabrikasını kocası Robert yönetirken, kendisi günlerini ormanda koşarak, elişi ve yemek yaparak ve bir de şiir yazarak geçirmektedir. Kocası ve kızı tarafından dikkate alınmamaktadır Suzanne, sadece oğlu Laurent annesine hayrandır. Günler böyle geçerken kapitalist patronlarının sömürüsüne baş kaldıran işçiler greve giderler ve patronlarını esir alırlar. Tam bu noktada kocasını kurtarmak için Suzanne devreye girer. Hanım hanımcık Suzanne (ahlaki açıdan hem koca hem de karı tarafında, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını da film ilerledikçe algılarız bu arada !) eskiden kısa bir gönül ilişkisi yaşamış olduğu komünist Vali Yardımcısı Maurice Babin (Gérard Depardieu)’den yardım ister kocasını kurtarıp, grevi sonlandırmak için. Koca kurtarılıp eve döndüğünde zorunlu sağlık sorunları sebebiyle uzak kalması gerekince fabrikadan, işin başına geçip fabrikayı yönetmek, işçilerle anlaşmak Suzanne’a düşer. Suzanne’ın hiçbir şeye karışmayan halinden bilinçlenen kadına dönüşmesi de bu andan itibaren başlar !
Kadının toplumdaki yerini hoş bir dille tartışan Potiche filminde, Robert Pujol’un yani kocanın tekrar fabrikanın başı olarak görevine dönmesinden sonra Suzanne’ın politikaya atılma kararı vermesi ve seçimlere girmesi François Ozon ’un senaryoya ilavesi olmuş. Orijinal oyun kocanın fabrikanın başına dönmesiyle sona eriyormuş. Sanırım yönetmen, 1970’lerle birlikte Fransa’da keskinleşen sınıfsal eşitsizlikleri, sağ-sol bölünmelerini şekerleme tadındaki bu komediyle sinemaya uyarlarken, oyundan bir adım öteye de taşıyıp kadın-erkek eşitsizliğine daha da çok dokundurmak istemiş.

Yıl 1977’dir. Suzanne Pujol , Fransa’nın Saint Godule kasabasında babasından kalma şemsiye fabrikasını kocası Robert yönetirken, kendisi günlerini ormanda koşarak, elişi ve yemek yaparak ve bir de şiir yazarak geçirmektedir. Kocası ve kızı tarafından dikkate alınmamaktadır Suzanne, sadece oğlu Laurent annesine hayrandır. Günler böyle geçerken kapitalist patronlarının sömürüsüne baş kaldıran işçiler greve giderler ve patronlarını esir alırlar. Tam bu noktada kocasını kurtarmak için Suzanne devreye girer. Hanım hanımcık Suzanne (ahlaki açıdan hem koca hem de karı tarafında, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını da film ilerledikçe algılarız bu arada !) eskiden kısa bir gönül ilişkisi yaşamış olduğu komünist Vali Yardımcısı Maurice Babin (Gérard Depardieu)’den yardım ister kocasını kurtarıp, grevi sonlandırmak için. Koca kurtarılıp eve döndüğünde zorunlu sağlık sorunları sebebiyle uzak kalması gerekince fabrikadan, işin başına geçip fabrikayı yönetmek, işçilerle anlaşmak Suzanne’a düşer. Suzanne’ın hiçbir şeye karışmayan halinden bilinçlenen kadına dönüşmesi de bu andan itibaren başlar !

İzdüşüm(ler)
GÜLÜMSETEN YÖNETMENLER,
SİNEMA
24 Haziran 2011 Cuma
5 x 2
François Ozon’un 2004 yapımı 5x2 filmi sonlanan bir birlikteliğin geçirdiği beş evreyi geri dönüşlerle anlatıyor. Filmin müzikleri filmden daha çok akılda kalıyor ve her zamanki gibi François Ozon karakter irdelemelerinde sürprizini yapmaktan geri kalmıyor !
5 x 2 biter ! Marion ve Gilles boşanır. Tutulan otel odasında son kez (nedense?) bir araya gelinir. 
Gilles'in eşcinsel erkek kardeşi ve sevgilisiyle geçirilen akşam yemeğinde sadakatsizlik üzerine konuşulur... 
Marion doğuma, Gilles doğan çocuk nedeniyle bunalıma girer ! 
Düğün gecesi beklenmedik bir şekilde sonlanır !
[Açığa çıkmayan vurucu hareket kadın karakterden.] 
Birliktelikte ilk evre: Marion ve Gilles yakınlaşır !
Paolo Conte'den dinleriz : "Sparring Partner "
5x2 başlar !




[Açığa çıkmayan vurucu hareket kadın karakterden.]

Paolo Conte'den dinleriz : "Sparring Partner "
5x2 başlar !
İzdüşüm(ler)
GÜLÜMSETEN YÖNETMENLER,
MÜZİK,
SİNEMA
11 Ocak 2011 Salı
"Yaseminler Tüter mi, Hâlâ?"

İzdüşüm(ler)
GÜLÜMSETEN YÖNETMENLER,
KİTAPLAR,
SİNEMA
26 Ocak 2009 Pazartesi
Söyle Peri!

- Umursamazsınız
- Diğer hayatı sorgular ve umursamazsınız
- Diğer hayatı sorgular ve umursarsınız
Siz yanıtınızı düşüne durun bakalım Antonia ne yapmış?
Cahil Periler, Antonia ve Massimo'nun evlerinde, hayatlarında her şeyin yerli yerinde olduğunu göstererek başlıyor. Nehire bakan güzel evlerinde zengin ve güven dolu bir hayat sürdürmektedir onbeş yıllık evli çift. Nora isminde bir de Filipinli hizmetçileri var.
(Nora karakteri Ferzan Özpetek'in Cuore Sacro / Sacred Hearth / Kutsal Yürek isimli filminde de yine aynı isim ve meslekle ama bu kez elbette farklı bir ailenin yanında yer alıyor. Kutsal Yürek'i dün akşam izledik, kızımın esprisi çok hoştu; "Nora, Antonia O'nu casuslukla suçladığından beri bu ailenin yanında çalışmaya başlamış!!!")
Massimo'nun beklenmedik ölümüyle özel eşyaları ofisten gelir ve bu eşyaların arasında bulunan tablonun arkasındaki notla birlikte şüpheye düşen Antonia "Cahil Peri" isimli tablonun ilk sahibini bulmak için harekete geçer. Antonia'nın arayışları sonucunda farklı bir ortama geçiş yaparız filmde. Antonia ve Massimo'nun görünürde güven ve huzur dolu evlerine zıt bambaşka bir mekan ya da dünyadır Antonia'nın ulaştığı... Michele’nin yaşadığı evdir ulaşılan yer ve tam anlamıyla cinsel ve etnik çeşitliliğin içiçe olduğu bir mekandır. Antonia'nın evi ne kadar sessizse, Michele'nin evi o kadar canlı ve hareketlidir. Michele’nin evindeki mutfak ve teras son derece önemlidir. Eve girip çıkanlar bu mutfakta birlikte çalışıp, birlikte yemek yaparlar ve mutfakta her zaman keyifli sohbet ortamı mevcuttur. Birlikte kotarılan yemekler daha sonra terastaki uzun masada hep birlikte tüketilir. Bazen uzun masaya yeni bireyler katılır. Girenler, çıkanlar, kalanlar vardır ama çok renklilik ve uyum hep korunuyormuş izlenimini verir.
Antonia, bu tanımadığı dünyanın içine girmekle kalmaz bir parçası da olmaya başlar. Sadece kendisiyle değil, Massimo ve Massimo'nun diğer hayatındaki/dünyasındaki insanlarla da yüzleşir, oldukça hüzünlü bir iç yolculuk geçirir.
'Bardak' imgesi filmin sonu ile ilgili olumlu bir olasılığı bize armağan ederek filmi sonlandırırken anlarım ki eğer görmek ve duymak istiyorsan "Periler" evlilik, aşk, arkadaşlık, ilişkiler üzerine güzel tatlar bırakıyor...
Yukarıdaki soruya benim yanıtıma gelince, olmayan şıkkı yani hiçbirini seçerdim / seçer miydim? :-)
İzdüşüm(ler)
GÜLÜMSETEN YÖNETMENLER,
SİNEMA
22 Ocak 2009 Perşembe
Aşk ve Aldatma

Bu DVD kutusu iyi bir vesile oldu aslında...Şu ana dek sadece Saturno Contro / Saturn in Opposition / Bir Ömür Yetmez filminin aklımdan geçen kareleri ile değindiğim Özpetek filmlerini tekrar izleyerek daha ayrıntılı günceme konuk edebileceğim.
Armağanımı edindikten beri Cahil Periler filminin neden bende bu kadar iz bıraktığını düşünüyorum. Her şeye kuşkuculukla yaklaştığım için benimsediğim "hiç bir şey göründüğü gibi değildir" gerçeğini çok fazla yaşattığı için mi acaba?
Belki de tablonun arkasındaki nottur filmin bu kadar hoş bir iz bırakmasına sebep;
"per i nostri sette anni insieme,
per quella parte di te che mi manca
e che non potrò mai avere,
per tutte le volte che mi hai detto non posso,
ma anche per quelle in cui mi hai detto ritornerò...
sempre in attesa,
posso chiamare la mia pazienza "amore" ?
la tua fata ignorante
*
for our seven years together,
for that part of you that I miss and I will never have,
for every time you said I can't,
but also for every time you said I'll be back...
always waiting,
can I call my patience "love"?
your ignorant fairy
*
birlikte geçirdiğimiz yedi yıl için...
eksikliğini duyduğum ve asla bana ait olmayacak yanın için...
"mümkün değil" dediğin her sefer için...
ama aynı zamanda "yine geleceğim" dediğin her sefer için...
sürekli bekliyorum,
sabrımın adına "aşk" diyebilir miyim?
senin cahil perin"
Farklılıkların keşfedilmesi ve değişimlerin filmi diye anımsıyorum Cahil Periler'i...En kısa sürede yeniden izleyip belleğimi tazelemeliyim.
İzdüşüm(ler)
GÜLÜMSETEN YÖNETMENLER,
SİNEMA
28 Ağustos 2008 Perşembe
Les Amants Criminels

Ozon'un filmindeki Hansel ve Gretel'in yerini Luc ve Alice almış. Luc sessiz, sakin, eşcinsel eğilimleri olduğunu sezdiğimiz ve Alice'e aşık bir çocuk. Alice ise hayli sorunlu bir kız. Her şeyi açıkça yazdığı bir güncesi var. Sınıf arkadaşı Said'e takıp, O'nu öldürmeyi kafasına koyar. Tek başına yapamayacağı için de Luc'u kullanır. İkili Said'i defalarca bıçaklayıp öldürürler ve gömmek üzere ormana giderler. Alice'in dönüş yolunu bulmak üzere bıraktığı izler kaybolduğu için ormanda mahsur kalırlar. Yiyecekleri yoktur. Luc etrafı kolaçan etmek için ayrıldığında masaldaki pasta evin karşılığı olan bir kulübe bulur ve Alice'i alarak kulübeye girerler. Elbetteki kulübe sahipsiz değil ! Masaldaki cadının karşılığı olan tuhaf adam ortaya çıkıverir. Üstelik ormanda Luc ve Alice'in Said'i gömdüklerini görmüştür yani işledikleri suçu biliyordur. Alice'in güncesini ele geçirince kulübenin içindeki karanlık kilere kapattığı ikiliden Luc'u dışarı çıkarır. Alice kilerde aç kalarak cezasını çekerken, Luc ise tuhaf adamın hazırladığı yemeklerle beslenmektedir. Ancak adamın amacı Luc'u yemek değil cinsel açıdan kullanmaktır. İkili tuhaf adamdan kurtulmayı başarıp tekrar ormana kaçtıklarında Ozon'un kimi aslında nasıl cezalandıracağını da merakla bekliyoruz.
Ozon'un son izlediğim filmi olan Les Amants Criminels ile karmaşık düşüncelere sürüklendim. Ancak kısaca diyebilirim ki Ozon'un farklı yorumladığı Hansel ve Gretel'den hiç hoşlanmadım...
İzdüşüm(ler)
GÜLÜMSETEN YÖNETMENLER,
SİNEMA
22 Ağustos 2008 Cuma
Le Temps Qui Reste

8 Femmes/8 Women/8 Kadın (2002)
5x2 (2004)
Swimming Pool / Havuz (2003)
Le Temps Qui Reste / Time to Leave / Veda Vakti (2005)
Les Amants Criminels / Criminal Lovers / Katil Aşıklar (1999)
Ozon'un filmlerini kısaca tanımlamak gerekirse farklı ve hüzünlü filmler en uygunu olacaktır...Ozon karakterleri aracılığı ile bireyin eksiklikleri, hoşnutsuzlukları üzerine gidiyor hep. Le Temps Qui Reste filminde yakında öleceğini öğrenen moda fotoğrafçısı Romain'in sevdiği insanları kendinden uzaklaştırarak veda etmesini izliyoruz. Romain sevdiklerinin fotoğraflarını çekiyor sürekli olarak, ölümünden önce onları fotoğraf karelerine hapsederek beynine kazımak istiyor sanki.
İzdüşüm(ler)
GÜLÜMSETEN YÖNETMENLER,
SİNEMA