MÜZİK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MÜZİK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Eylül 2021 Perşembe
İyi ki dinledik, dinleyeceğiz Mikis Theodorakis'in muhteşem müziklerini...
Bu sonbahar birbiri ardına geliyor üzücü haberler. Muhteşem müziklerin yaratıcısı, Yunanistan'ın sesi diye adlandırılan Mikis Theodorakis de geçti gitti bu dünyadan. Hep aramızda olacak müziğiyle...
26 Ağustos 2017 Cumartesi
Tobenai chinmoku
Kazuo Kuroki'nin ilk uzun metrajlı filmi Tobenai chinmoku / Silence Has No Wings / Sessizliğin Kanatları Yok 1966 yapımı siyah-beyaz hayli ilginç bir film. Filmin güzel adı Federico García Lorca'nın bir şiirinin adından geliyor ve bir tırtılın, tırtıl olarak Japonya'nın güneyindeki Nagasaki şehrinde başlayan ve kelebek olarak Japon adalar topluluğunun kuzeyinde yar alan Hokkaido şehrinde son bulan yolculuğunu anlatıyor. Hokkaido'da küçük bir çocuğun sadece Nagasaki şehrine özgü çatal kuyruklu bir kelebeği yakalamasıyla başlayan film, geriye dönüşlerle o kelebeğin nasıl Hokkaido'ya ulaştığının öyküsü olarak izleyiciye aktarılıyor. Ama elbette anlatılan o kelebeğin nasıl kelebek olduğu değil, yönetmenin sözleriyle Tobenai chinmoku / Silence Has No Wings / Sessizliğin Kanatları Yok filmi, Japonya'nın İmparator merkezli Japon siyasi ideolojisinden Amerikan Generali MacArthur'un temsil ettiği işgalci ideolojiye oradan da II. Dünya Savaşı sonrası demokrasiye dönüşme çabalarının bir kelebek üzerinden betimlenmesi imiş.
Siyah-beyaz görsel bir şölen Tobenai chinmoku / Silence Has No Wings / Sessizliğin Kanatları Yok, anlaması ve anlatması yer yer çok zor ancak inanılmaz güzellikte bir film! Filmde yer alan şarkı da ayrı güzel diyerek güncemi izleyenleri müzikle başbaşa bırakıyorum...
Siyah-beyaz görsel bir şölen Tobenai chinmoku / Silence Has No Wings / Sessizliğin Kanatları Yok, anlaması ve anlatması yer yer çok zor ancak inanılmaz güzellikte bir film! Filmde yer alan şarkı da ayrı güzel diyerek güncemi izleyenleri müzikle başbaşa bırakıyorum...
İzdüşüm(ler)
MÜZİK,
SİNEMA,
SİYAH-BEYAZ FİLMLER
23 Ocak 2017 Pazartesi
À peine j'ouvre les yeux
Tunuslu yönetmen Leyla Bouzid'in 2015 yılında gerçekleştirdiği, ilk uzun metrajlı filmi À peine j'ouvre les yeux / As I Open My Eyes / Tam Gözlerimi Açarken, protest bir müzik grubunun solisti olan 18 yaşındaki ana karakter Farah'ın üzerinden ülkesinin tarihsel dönüm noktası olan Yasemin Devrimi'nden bir kaç ay öncesinde, 2010 yazında Tunus'ta geçen günleri anlatıyor.À peine j'ouvre les yeux / As I Open My Eyes / Tam Gözlerimi Açarken filmi, devrimden önceki günlerde özellikle gençlerin ruh halini, baskı altındaki hayatlarını, gençlerin karşısındaki düzeni gözler önüne seriyor. Farah müziği, aşkı ve hayatı doyasıya, kendi istediği gibi yaşamak isterken, Farah'ın annesi kızının düzenin karanlık yüzüyle karşı karşıya kalmasını istemiyor. Farah rolündeki Baya Medhaffer ile Farah'ın annesi Hayet'i canlandıran Ghalia Benali ışıl ışıl parlıyorlar rollerinde. Özellikle Baya Medhafer'in söylediği "Ülkem" şarkısı sözleriyle bir şarkının nasıl korkulan bir silaha dönüşebileceğini kanıtlarken, kalbinizi yakalıyor ve hiç bırakmıyor...
11 Kasım 2016 Cuma
So Long, Leonard Cohen
Oh, the wind, the wind is blowing
Through the graves the wind is blowing
Freedom soon will come
Then we'll come from the shadows.
..."
The Partisan
Söz: Hy Zarret
Beste: Anna Marly
Leonard Cohen'in Songs From a Room isimli albümünden (1969)
29 Şubat 2016 Pazartesi
Mahi va gorbeh
İranlı yönetmen Shahram Mokri'nin ikinci uzun metrajlı, 2013 yapımı Mahi va gorbeh ماهی و گربه) / Fish & Cat / Balık ve Kedi filmi, son zamanlarda izlediğim en ilginç film. Kocaman bir ormanın içinde, iki saati aşkın bir sürede izleyici geren, heyecanlandıran, düşündürten, hüzünlendiren, ilginç çekim tekniğiyle ve karakterlerin iç sesleriyle şaşırtan bir film olmuş Mahi va gorbeh ماهی و گربه) / Fish & Cat / Balık ve Kedi!
Filmdeki karakterlerden Maral'ı kitap okurken görüyoruz. "Ne okuyorsun?" diye soran adama, "Kırmızı Defter" diye yanıt veriyor Maral. Paul Auster'ın, benim de sevdiğim öykülerinin yer aldığı 'The Red Notebook / Kırmız Defter" kitabı olmalı diye düşünüyorum.
Filme adını veren ve filmin sonunda ormanda parçalarını çalrken de yer alan Pallett grubu ve şarkıları Mahi va gorbeh ماهی و گربه) ayrı güzel!
Grubun filmden bir karesi
Filmdeki karakterlerden Maral'ı kitap okurken görüyoruz. "Ne okuyorsun?" diye soran adama, "Kırmızı Defter" diye yanıt veriyor Maral. Paul Auster'ın, benim de sevdiğim öykülerinin yer aldığı 'The Red Notebook / Kırmız Defter" kitabı olmalı diye düşünüyorum.
Filme adını veren ve filmin sonunda ormanda parçalarını çalrken de yer alan Pallett grubu ve şarkıları Mahi va gorbeh ماهی و گربه) ayrı güzel!
İzdüşüm(ler)
İÇİNDEN KİTAP/LAR GEÇEN FİLMLER,
KİTAPLAR,
MÜZİK,
SİNEMA
27 Ocak 2016 Çarşamba
Vonarstræti
İzlandalı yönetmen Baldvin Zophoníasson'un 2014 yapımı Vonarstræti / Life in A Fishbowl / Akvaryumda Yaşamak (Fanusta Yaşayanlar) filminin asıl adı "Hope Street / Umut Caddesi" anlamına geliyor ve İzlanda'nın başkenti Reykjavík'te bir caddenin adı gerçekten de... Filmin uluslararası adı ise Maus adlı rock grubunun aynı adlı şarkısından geliyor. Üstelik grubun üyelerinden Birgir Örn Steinarsson yönetmen Baldvin Zophoníasson ile beraber kotarmış senaryoyu. Doğrusu şarkının sözlerini de dinleyince filme "Akvaryumda Yaşamak ya da İstanbul Film Festivali'ndeki "Fanusta Yaşayanlar" adını daha çok yakıştırdım.
Vonarstræti / Life in A Fishbowl / Fanusta Yaşayanlar filminde hayatları birbirleriyel kesişen üç ana karakter var. Sırasıyla ünlü yazar Móri, bekar anne Eik ve eski futbolcu yeni bankacı Sölvi'nin öykülerine ve birbirleriyle olan kesişmelerine odaklanırken düşünmeden duramıyorsunuz... Gerçekten de yaptığımız fanusta yaşamak değil mi?!
Vonarstræti / Life in A Fishbowl / Fanusta Yaşayanlar filminde hayatları birbirleriyel kesişen üç ana karakter var. Sırasıyla ünlü yazar Móri, bekar anne Eik ve eski futbolcu yeni bankacı Sölvi'nin öykülerine ve birbirleriyle olan kesişmelerine odaklanırken düşünmeden duramıyorsunuz... Gerçekten de yaptığımız fanusta yaşamak değil mi?!
11 Ocak 2016 Pazartesi
David Bowie geçti bu Dünya'dan...
The Man Who Fell to Earth / Dünyaya Düşen Adam yok artık aramızda, karıştı sonsuzluğa!
22 Aralık 2015 Salı
Sokout
İranlı yönetmen Muhsin (Mohsen) Makhmalbaf, yazıp yönettiği ve Tacikistan'da çektiği 1998 yapımı Sokout / The Silence / Sükut (Sessizlik) filminde, gözleri görmeyen 10 yaşındaki Tacik Hurşid (Khorshid)'in öyküsünü anlatıyor. Farsça adının anlamı güneş demek olan Hurşid seslere oldukça duyarlı ve de müziğe karşı büyük bir tutkusu var. Keskin işitme duyusu sayesinde de müzik enstrümanları satan bir dükkanda akortçu olarak çalışıyor. Hurşid'in babası Rusya'ya gitmiş, annesi ise evi geçindirmek için balıkçılık yapmakta. Evlerinin kirasını Hurşid'in kazandığı parayla ödeyebiliyorlar. Evet, karşımızda 10 yaşında üstelik gözleri görmeyen bir küçük çocuk var. Annesiyle beraber hayatlarını sürdürebilmeleri için maalesef çocukluğunu bir kenara bırakıp çalışmak zorunda. Her gün bir kız arkadaşının yardımıyla otobüsle işine gidip gelen Hurşid bir yerde bir müzik başlayınca o an yaptığı işi unutuyor ve adeta müzikle bütünleşiyor. Müziğin kaynağı sabit değilse O da müziğin peşinden gidiyor. Yine günlerden bir gün işe giderken, aşk öyküleri seslendiren gezgin bir müzisyenin çaldıklarına hayran kalıp, O'nu takip etmeye çalışıyor ama kaybolur. Sürekli geç kalmasından usanan patronu da Hurşid'i işten kovar. Ancak ev kirasını ödeyemeyecekleri için evden atılma tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Hem patronunun hem de annesinin baskısıyla zaten seslere karşı duyarlı olan Hurşid birdenbire etrafındaki en küçük tınıya bile dikkat kesilir. Eşyalarını dışarıya atan ev sahibinin kapıyı kilitleme sesi Hurşid'in beyninde son noktayı koyar ve bu kilit vuruşu birden Beethoven'ın Beşinci Senfonisi'nin açılış notalarına dönüşür. Hurşid bu notalarla zihninde her gün karşılaştığı sesleri birbirine harmanlar, Kapalıçarşı'daki bakırcıların arasından geçerken bakırcıların her vuruşu bir ritme dönüşür ve Kapalıçarşı'nın ortasından zihninde bakırcıların vuruşlarıyla Beethoven'ın Beşinci Senfonisi'ni çalan Hurşid'in görüntüleriyle film sonlanır...
Muhsin (Mohsen) Makhmalbaf, Hurşid'in ve annesinin hayatında evden atıldıktan sonra ne olduğu konusunu tamamen izleyicisinin yorumuna bırakmış filminde. İyi de etmiş. Beşinci Senfoni'nin ezgileriyle bir anda siz de müziğin sizi yönlendirdiği bir yolculuğa çıkıyorsunuz ve açıkçası çalışmak zorunda kalan, yoksul ve yoksun bu küçük çocuğun hayal alemine siz de dalıveriyorsunuz.
Muhsin (Mohsen) Makhmalbaf, Hurşid'in ve annesinin hayatında evden atıldıktan sonra ne olduğu konusunu tamamen izleyicisinin yorumuna bırakmış filminde. İyi de etmiş. Beşinci Senfoni'nin ezgileriyle bir anda siz de müziğin sizi yönlendirdiği bir yolculuğa çıkıyorsunuz ve açıkçası çalışmak zorunda kalan, yoksul ve yoksun bu küçük çocuğun hayal alemine siz de dalıveriyorsunuz.
6 Kasım 2015 Cuma
Il Sorpasso
Gamsız Hayat
(Dino Risi / 1962)
Kült İtalyan yol filmi Il Sorpasso, twist müziği ve dansları eşliğinde Roma'dan başlayıp Toskana'nın güzel kasabalarında dolaştırırken izleyicilerini, Calafuria'da uçurum kenarında beklenmedik bir şekilde sonlanıyor!
Meraklısı için küçük bir not: Dennis Hopper, Il Sorpasso filminden etkilenerek, 1969 yapımı Easy Rider filmini gerçekleştirmiştir.
İzdüşüm(ler)
MÜZİK,
SESSİZ SİNEMA,
SİYAH-BEYAZ FİLMLER
3 Kasım 2015 Salı
La fille sur le pont
Marianne Faithfull'un söylediği "Who will take my dreams away?" şarkısı eşliğinde La fille sur le pont:
Patrice Leconte'un 1999 yapımı siyah-beyaz La fille sur le pont / The Girl on the Bridge / Köprüdeki Kız filmi, Paris'te bir köprüde başlayıp İstanbul'da Galata Köprüsü'nde sonlanıyor. Müzikler hoş ama İstanbul görüntüleri hoş değil! Yönetmen, Daniel Auteuil'in canlandırdığı, sirklerde hedef tahtasına bağladığı genç kadınlara bıçak fırlatarak hayatını devam ettiren Gabor'u gemiden indirtip, bavullarının üzerine oturup beklediği sahneyle Türkiye çekimlerini başlatmış, Galata, Taksim ve Kapalıçarşı civarlarında, İstanbul’un ne kadar karanlık arka sokağı ve ağırlıklı kara bıyıklı insanları arasında dolaştırarak devam etmiş! Öyle ki, bıçak atma ustası Gabor, parasız kalınca bıçaklarını bile satışa çıkartacaktır İstanbul sokaklarında!
Patrice Leconte'un 1999 yapımı siyah-beyaz La fille sur le pont / The Girl on the Bridge / Köprüdeki Kız filmi, Paris'te bir köprüde başlayıp İstanbul'da Galata Köprüsü'nde sonlanıyor. Müzikler hoş ama İstanbul görüntüleri hoş değil! Yönetmen, Daniel Auteuil'in canlandırdığı, sirklerde hedef tahtasına bağladığı genç kadınlara bıçak fırlatarak hayatını devam ettiren Gabor'u gemiden indirtip, bavullarının üzerine oturup beklediği sahneyle Türkiye çekimlerini başlatmış, Galata, Taksim ve Kapalıçarşı civarlarında, İstanbul’un ne kadar karanlık arka sokağı ve ağırlıklı kara bıyıklı insanları arasında dolaştırarak devam etmiş! Öyle ki, bıçak atma ustası Gabor, parasız kalınca bıçaklarını bile satışa çıkartacaktır İstanbul sokaklarında!
İzdüşüm(ler)
İÇİNDEN TÜRK MOTİFLERİ GEÇEN FİLMLER,
MÜZİK,
SİNEMA,
SİYAH-BEYAZ FİLMLER
16 Eylül 2015 Çarşamba
Düşler, Kabuslar ve Gerçeklik!
Quentin Dupieux'nün Filmleri
Quentin Dupieux'nün filmleriyle yeni tanışıp, peşisıra üç filmini izledik. İzledik derken, düşlerle gerçeklik arasında kaybolduk desek daha doğru olacak. Yönetmenin 2010 yapımı Rubber / Lastik, 2012 yapımı Wrong / Yanlış ve 2014 yapımı Réalité / Reality / Gerçeklik filmleri tuhaf duygularla izlenip daha da tuhaflaşarak bitirilen filmler. Film izlemek gözleri açık rüya görmekse, Quentin Dupieux'nün filmleri bunu fazlasıyla başarıyor. Üstelik tuhaflıklar silsilesiyle izleyicisini şaşırtıp bırakıyor Dupieux.
Sahne adı Mr. Oizo olan Quentin Dupieux 1974 Paris doğumlu. Kült yönetmen olarak hızla sinema kariyerinde ilerleyen Quentin Dupieux, 10 parmağında 10 marifet olan yönetmenlerden. Elektronik müzisyen, besteci, güfteci, DJ, yapımcı ve yönetmen olarak 17 yaşından beri üretiyor. 1999 yılında Levi's reklamlarında kullanılan "Flat Beat" şarkısıyla büyük çıkış yapan Dupieux, kendi deyimiyle eğlenceli olmaya çalıştığını söylüyor hem müzikleri hem de filmleriyle! Şarkının büyüleyici güzellikteki kuklası "Flat Eric"'in kafa sallayışına dikkat! :)
Quentin Dupieux'nün 2010 yapımı Rubber / Lastik filminde, Robert adındaki cansız lastikle tanışıyoruz. Kumların altında çöllük alandaki bu gerçeküstü lastik Robert, silkinip canlanıp, telepatik güçlerini keşfedince yollara düşüyor ve yolda karşılaştığı güzel bir kadına saplantılı bir şekilde tutuluyor.
Katil Lastik filminden sonra, 2012 yılında yine gerçeküstü ögelerle bezeli Wrong / Yanlış filmini tamamlar Quentin Dupieux. Hangi ay olduğu belli olmayan bir ayın 19'unda sabah saat 07:60'ı gösterdiğinde (yani sabah sekizde) başlar film ve uyandığında köpeğini bulamayan Dolph Springer'ın başına gelenlerle etrafındakilerin başına getirdiklerini izleriz bu filmde. Elbette şaşırmaya devam ederek! Bu arada hemen belirtmek istiyorum, Dolph Springer rolündeki Jack Plotnick muhteşem filmde.
Gelelim Quentin Dupieux'nün en son tamamladığı 2014 yapımı Réalité / Reality / Gerçeklik filmine. Düş içinde düş gördürten, gerçeklikle düşlerin tamamen birbirine karıştığı ve ironik bir şekilde adı Réalité olan Dupieux'nün bu filminin içinde Reality adında küçük bir kız var. Bir yandan Reality'nin başına gelenlerle O'nun etrafındakilerin (kadın giysileriyle rüyasında dolaştığını sanan ama gerçekte de dolaştığı Reality tarafından görülen okul müdürü gibi) başına gelenleri izlerken bir yandan da yönetmen olmak isteyen bir kameramanın çekmek istediği "Waves / Dalgalar" filmine odaklanıyoruz. Televizyonların yaydığı dalgalarla insanların parçalanacağı konulu filmi için görüşme yapan kameramana filmi için para yatıracak olan yapımcı der ki; "Oscar'lık en iyi çığlığı bul ve filmini tamamla!" En güzel çığlığın peşinde elinde kayıt cihazıyla dolaşan kameraman tesadüfen gittiği sinemada henüz taslak halindeki filminin oynadığını görüverir ve işler giderek karmaşıklaşır! Doğrusu, Quentin Dupieux çok güzel dalga geçmiş sinema dünyasıyla, yapımcısından çekim aşamalarına dek pek güzel eğlenmiş her şeyle ve eğlendirmiş!
Sahne adı Mr. Oizo olan Quentin Dupieux 1974 Paris doğumlu. Kült yönetmen olarak hızla sinema kariyerinde ilerleyen Quentin Dupieux, 10 parmağında 10 marifet olan yönetmenlerden. Elektronik müzisyen, besteci, güfteci, DJ, yapımcı ve yönetmen olarak 17 yaşından beri üretiyor. 1999 yılında Levi's reklamlarında kullanılan "Flat Beat" şarkısıyla büyük çıkış yapan Dupieux, kendi deyimiyle eğlenceli olmaya çalıştığını söylüyor hem müzikleri hem de filmleriyle! Şarkının büyüleyici güzellikteki kuklası "Flat Eric"'in kafa sallayışına dikkat! :)
Quentin Dupieux'nün 2010 yapımı Rubber / Lastik filminde, Robert adındaki cansız lastikle tanışıyoruz. Kumların altında çöllük alandaki bu gerçeküstü lastik Robert, silkinip canlanıp, telepatik güçlerini keşfedince yollara düşüyor ve yolda karşılaştığı güzel bir kadına saplantılı bir şekilde tutuluyor.
Katil Lastik filminden sonra, 2012 yılında yine gerçeküstü ögelerle bezeli Wrong / Yanlış filmini tamamlar Quentin Dupieux. Hangi ay olduğu belli olmayan bir ayın 19'unda sabah saat 07:60'ı gösterdiğinde (yani sabah sekizde) başlar film ve uyandığında köpeğini bulamayan Dolph Springer'ın başına gelenlerle etrafındakilerin başına getirdiklerini izleriz bu filmde. Elbette şaşırmaya devam ederek! Bu arada hemen belirtmek istiyorum, Dolph Springer rolündeki Jack Plotnick muhteşem filmde.
Gelelim Quentin Dupieux'nün en son tamamladığı 2014 yapımı Réalité / Reality / Gerçeklik filmine. Düş içinde düş gördürten, gerçeklikle düşlerin tamamen birbirine karıştığı ve ironik bir şekilde adı Réalité olan Dupieux'nün bu filminin içinde Reality adında küçük bir kız var. Bir yandan Reality'nin başına gelenlerle O'nun etrafındakilerin (kadın giysileriyle rüyasında dolaştığını sanan ama gerçekte de dolaştığı Reality tarafından görülen okul müdürü gibi) başına gelenleri izlerken bir yandan da yönetmen olmak isteyen bir kameramanın çekmek istediği "Waves / Dalgalar" filmine odaklanıyoruz. Televizyonların yaydığı dalgalarla insanların parçalanacağı konulu filmi için görüşme yapan kameramana filmi için para yatıracak olan yapımcı der ki; "Oscar'lık en iyi çığlığı bul ve filmini tamamla!" En güzel çığlığın peşinde elinde kayıt cihazıyla dolaşan kameraman tesadüfen gittiği sinemada henüz taslak halindeki filminin oynadığını görüverir ve işler giderek karmaşıklaşır! Doğrusu, Quentin Dupieux çok güzel dalga geçmiş sinema dünyasıyla, yapımcısından çekim aşamalarına dek pek güzel eğlenmiş her şeyle ve eğlendirmiş!
İzdüşüm(ler)
GERÇEKÜSTÜCÜLÜK,
MÜZİK,
SİNEMA
15 Eylül 2015 Salı
Greetings
Brian De Palma'nın 1968 yapımı Greetings filmi, Vietnam Savaşı'na katılmamak için orduya alınmaktan kaçınan/kaçan, Paul, Llyod ve Jon adındaki üç arkadaşın filmi. Brian De Palma, Greetings filmiyle sadece Vietnam Savaşı'nı değil, Kennedy suikastını, serbest aşkı, film çekmeyi de hicvediyor. Robert De Niro sinema kariyerindeki ilk önemli rolünde, tam anlamıyla ışıldıyor.
Filmin müzikleri, özellikle Bear grubu tarafından seslendirilen 'Greetings' şarkısı çok güzel!
Filmin müzikleri, özellikle Bear grubu tarafından seslendirilen 'Greetings' şarkısı çok güzel!
21 Ağustos 2015 Cuma
En güzel günlerimiz...
27 Ocak 2015'te, "Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar!" başlığına tıklayarak ulaşabileceğiniz üzere "Güzel günleri başlıyor komşumuzun..." demiştim. Yunanistan Başbakanı Alexis (Aleksis) Tsipras (Çipras), erken seçim yolunu açmak için istifa ettiğini açıklarken Nazım Hikmet'in "En güzel günlerimiz..." şiirinden alıntıda da bulundu.
En güzel deniz:
Henüz gidilmemiş olanıdır.
En güzel çocuk:
Henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz:
Henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
Henüz söylememiş olduğum sözdür...
Nazım Hikmet
7 Ağustos 2015 Cuma
Bir Sana Bir de Bana
Cemal Şan’ın kalp, ruh ve aklı temsil eden üçlemesinin kalbi temsil eden ilk halkası olan Zeynep’in Sekiz Günü / Zeynep’s Eight Days filminin güzel şarkısı BaBa Zula'ya aittir. Film için buraya, Baba Zula'nın hipnotik şarkısının güzel klibi için aşağıdaki linke tıklayınız lütfen:
3 Ağustos 2015 Pazartesi
Cuore di mamma
Salvatore Samperi'nin 1969 yapımı Coure di mamma / Mother's Heart / Annenin Kalbi filmi, boşanmış, film boyunca hiç konuşmayan, üç çocuk annesi Lorenza'nın nasıl teröriste dönüştüğünü anlatırken aslında İtalya'nın 1960'lı yıllarının ikinci yarısındaki durumunu özetliyor 92 dakikada... Tek sözcükle muhteşem!
Filmin müzikleri Ennio Morricone tarafından yapılmış. Paolo Ciarchi'nin söylediği "Piccolo uomo" şarkısı çok anlamlı.
Filmin müzikleri Ennio Morricone tarafından yapılmış. Paolo Ciarchi'nin söylediği "Piccolo uomo" şarkısı çok anlamlı.
29 Haziran 2015 Pazartesi
Jowita
Janusz Morgenstern'nin 1967 yapımı Jowita filmi, gözlerinize ve ruhunuza dokunan, Fransız Yeni Dalga filmleri tadında, görüntüleri, müziği, şiirsel anlatımıyla başından sonuna sizi büyüleyen bir film....
İzdüşüm(ler)
FRANSIZ YENİ DALGA,
İÇİNDEN TÜRK MOTİFLERİ GEÇEN FİLMLER,
MÜZİK,
SİNEMA,
SİYAH-BEYAZ FİLMLER
23 Haziran 2015 Salı
Requiem
Bavyera'da küçük bir kasabada büyüyen Alman yönetmen Hans-Christian Schmid, Katolik Kilisesi'nin bir dizi şeytan çıkarma ayinlerinin ertesinde, 1976 yılında ölen Anneliese Michel adındaki üniversite öğrencisinin öyküsünü duyar. 1997 yılında senarist Bernd Lange ile senaryo eskizlerine başlayan Schmid, 2004 ylında senaryonun tamamlanmasından sonra 2006'da Requiem / Ağıt filmini tamamlar.
1952'de Bavyera'da doğan Anneliese Michel koyu Katolik bir ailenin üyesidir. Babası papaz, teyzeleri ise rahibe olan Anneliese, annesi, babası ve 3 kız kardeşiyle hayli dindar bir ortamda yetişir. 1968'de lisedeyken Anneliese'nin hayatı değişmeye başlar. Kendisini özellikle geceleri kontrol edemeyecek şekilde kasılırken bulur. Kayıtlara göre Anneliese'nin ilk epileptik nöbetleri 1969'da gerçekleşir ve Wurzburg Psikiyatri Kliniği nöroloji uzmanları Anneliese'ye epilepsi teşhisini koyar.Anneliese'nin atakları 1970-1975 yılları arasında artarak şiddetlenir. O ana dek tıbbi bir olay olan bu durum, Anneliese'nin şeytani görüntüler gördüğünü söylemesiyle birden boyut değiştirir. Tanrı'ya dua ederken şeytanla ilgili halüsinasyonlar görmeye başladığını söyler Annaliese. Kendisinin lanetlendiği hakkında sesler duyduğunu belirtmekte, içine şeytan girdiğine inanmaktadır. Görünmediği doktor, kullanmadığı ilaç neredeyse kalmamıştır ve sonuçta doktorların verdikleri ilaçların kendisine yardımcı olamayacağına inandırır kendisini. Hastalığı daha da şiddetlenince ailesinin da başvurmasıyla başpapaz şeytan çıkarma ayinini kabul eder. Şeytan konusunda hayli sert kuralları olan Katolik Kilisesi, 1975 yılının Eylül ayında Annaliese için iki rahip görevlendirir. Haftada iki ya da üç kez şeytan çıkarma ayinleri yapılır. Ancak Annaliese'nin durumunda bir düzelme olmaz, atakları şiddetlenerek artar, hatta kısmi felç geçirir. 30 Haziran 1976'da son seans yapılır ve hemen bu seansın ertesi günü, 1 Temmuz 1976'da Anneliese hayata gözlerini kapar. Anneliese'nin ölümünden sonra ihmal sebebiyle annesi ve babası, ölüme sebep vermekten dolayı da her iki rahip hapis cezasına çarptırılmıştır. Öldüğünde 33 kilo olan Annaliese, otopsi kayıtlarına göre gıda eksilkiği ve susuzluktan ölmüştür. Nasıl öldüğüne dair halen gizemini koruyan Anneliese davasında mahkeme Annaliese'nin içine şeytan veya cin girmediğini yönünde bir açıklama da yapmıştır. Hemen belirteyim, Annaliese'nin şeytan çıkarma seansları devam ederken 1973 ylında Amerikalı yönetmen William Friedkin tarafından The Exorcist / Şeytan filmi çekilmiştir.
Hans-Christian Schmid'in Requiem / Ağıt filmi, 1970'lerde küçük bir Batı Alman kasabasında yaşayan 21 yaşındaki dindar Katolik Michaela Klingler'in Tübingen Üniversitesi'ne kabul edildiğine dair gelen mektupla başlar. Epilepsi hastası olan Michaela'nın Tübingen'e gitmesine aşırı dindar ve katı bir kadın olan annesi karşı çıkmaktadır. Babasının yardımıyla Tübingen'e giderek üniversitesine başlayan Michaela, kasabasındaki liseden arkadaşı Hanna'ya rastlar ve O'nunla geliştirdiği arkadaşlıkla yavaş yavaş değişmeye başlar.Yeni saç modeli, yeni giysiler ve bir erkek arkadaş Michaela'nın hayatını renklendirir. Ancak epilepsi atakları O'nu rahat bırakmayacak, giderek kendisine iblislerin geldiğini düşünecek ve Michaela doktorların verdiği ilaçlarla iyileşemeyeceğine inanınca kurtuluşu önce bağlı oldukları kilisenin papazında, sonrasında ise genç bir rahibin yönlendirmelerinde arayacaktır.Daha modern gibi görünen genç rahip Michaela'yı iblislerden kurtarmanın ancak şeytan çıkarma ayinleri yoluyla olduğunu iddia edecek, erkek arkadaşının ve Hanna'nın çabalamaları da faydasız kalınca, Michaela kaçınılmaz sona doğru adım adım yaklaşacaktır.
1970'lerin muhteşem 'psychedelic' müzikleri eşliğinde oldukça hüzünlü bir film Requiem / Ağıt.
1952'de Bavyera'da doğan Anneliese Michel koyu Katolik bir ailenin üyesidir. Babası papaz, teyzeleri ise rahibe olan Anneliese, annesi, babası ve 3 kız kardeşiyle hayli dindar bir ortamda yetişir. 1968'de lisedeyken Anneliese'nin hayatı değişmeye başlar. Kendisini özellikle geceleri kontrol edemeyecek şekilde kasılırken bulur. Kayıtlara göre Anneliese'nin ilk epileptik nöbetleri 1969'da gerçekleşir ve Wurzburg Psikiyatri Kliniği nöroloji uzmanları Anneliese'ye epilepsi teşhisini koyar.Anneliese'nin atakları 1970-1975 yılları arasında artarak şiddetlenir. O ana dek tıbbi bir olay olan bu durum, Anneliese'nin şeytani görüntüler gördüğünü söylemesiyle birden boyut değiştirir. Tanrı'ya dua ederken şeytanla ilgili halüsinasyonlar görmeye başladığını söyler Annaliese. Kendisinin lanetlendiği hakkında sesler duyduğunu belirtmekte, içine şeytan girdiğine inanmaktadır. Görünmediği doktor, kullanmadığı ilaç neredeyse kalmamıştır ve sonuçta doktorların verdikleri ilaçların kendisine yardımcı olamayacağına inandırır kendisini. Hastalığı daha da şiddetlenince ailesinin da başvurmasıyla başpapaz şeytan çıkarma ayinini kabul eder. Şeytan konusunda hayli sert kuralları olan Katolik Kilisesi, 1975 yılının Eylül ayında Annaliese için iki rahip görevlendirir. Haftada iki ya da üç kez şeytan çıkarma ayinleri yapılır. Ancak Annaliese'nin durumunda bir düzelme olmaz, atakları şiddetlenerek artar, hatta kısmi felç geçirir. 30 Haziran 1976'da son seans yapılır ve hemen bu seansın ertesi günü, 1 Temmuz 1976'da Anneliese hayata gözlerini kapar. Anneliese'nin ölümünden sonra ihmal sebebiyle annesi ve babası, ölüme sebep vermekten dolayı da her iki rahip hapis cezasına çarptırılmıştır. Öldüğünde 33 kilo olan Annaliese, otopsi kayıtlarına göre gıda eksilkiği ve susuzluktan ölmüştür. Nasıl öldüğüne dair halen gizemini koruyan Anneliese davasında mahkeme Annaliese'nin içine şeytan veya cin girmediğini yönünde bir açıklama da yapmıştır. Hemen belirteyim, Annaliese'nin şeytan çıkarma seansları devam ederken 1973 ylında Amerikalı yönetmen William Friedkin tarafından The Exorcist / Şeytan filmi çekilmiştir.
Hans-Christian Schmid'in Requiem / Ağıt filmi, 1970'lerde küçük bir Batı Alman kasabasında yaşayan 21 yaşındaki dindar Katolik Michaela Klingler'in Tübingen Üniversitesi'ne kabul edildiğine dair gelen mektupla başlar. Epilepsi hastası olan Michaela'nın Tübingen'e gitmesine aşırı dindar ve katı bir kadın olan annesi karşı çıkmaktadır. Babasının yardımıyla Tübingen'e giderek üniversitesine başlayan Michaela, kasabasındaki liseden arkadaşı Hanna'ya rastlar ve O'nunla geliştirdiği arkadaşlıkla yavaş yavaş değişmeye başlar.Yeni saç modeli, yeni giysiler ve bir erkek arkadaş Michaela'nın hayatını renklendirir. Ancak epilepsi atakları O'nu rahat bırakmayacak, giderek kendisine iblislerin geldiğini düşünecek ve Michaela doktorların verdiği ilaçlarla iyileşemeyeceğine inanınca kurtuluşu önce bağlı oldukları kilisenin papazında, sonrasında ise genç bir rahibin yönlendirmelerinde arayacaktır.Daha modern gibi görünen genç rahip Michaela'yı iblislerden kurtarmanın ancak şeytan çıkarma ayinleri yoluyla olduğunu iddia edecek, erkek arkadaşının ve Hanna'nın çabalamaları da faydasız kalınca, Michaela kaçınılmaz sona doğru adım adım yaklaşacaktır.
1970'lerin muhteşem 'psychedelic' müzikleri eşliğinde oldukça hüzünlü bir film Requiem / Ağıt.
16 Haziran 2015 Salı
The Call of Cthulhu
Bilim-kurgu ve gerilimi birleştiren Amerikalı yazar Howard Phillips Lovecraft ya da daha çok kullanılan adıyla H.P. Lovecraft'ın yarattığı kurgusal evren ile bu evrende geçen tüm öykülerini kapsayan metinler bütününe 'Cthulhu Mitosu' adı verilmektedir. Dünya dışı varlık olan 'Cthulhu' ilk olarak H.P. Lovecraft'ın Cthulhu'nun Çağrısı / The Call of Cthulhu isimli kısa hikâyesinde görünmüştür. 1926 yılının Ağustos-Eylül aylarında yazımı tamamlanan Cthulhu'nun Çağrısı / The Call of Cthulhu, 1928 yılında Weird Tales / Garip Hikâyeler dergisinin Şubat 1928 sayısında yayınlanmıştır.
Sean Branney, H. P. Lovecraft tarafından 1926 yılında yazılan Cthulhu'nun Çağrısı / The Call of Cthulhu öyküsünden yola çıkarak bir senaryo oluşturmuş ve bu senaryo, "H. P. Lovecraft Historical Society / H. P. Lovecraft Tarihi Derneği'nin kurucularından da olan Amerikalı yönetmen Andrew Leman tarafından 2005 yılında Cthulhu'nun Çağrısı / The Call of Cthulhu olarak aynı adlı korku - gerilim filmine dönüştürülmüştür.Siyah-beyaz ve sessiz olarak çekilen Cthulhu'nun Çağrısı / The Call of Cthulhu filminde 1920li yıllara gidiyoruz. Efsanevi, dünya dışı yaratık Cthulhu üzerine yaratılan bir hikayeyi incelemek için yola çıkan bir profesör ölmek üzereyken yeğenine 'Cthulhu Kültü' ile ilgili dökümanlardan oluşan koleksiyonunu bırakır. Yeğen (Matt Foyer) bu kültün, amcasına neden bu kadar çekici geldiğini öğrenmeye ve bilgileri parça parça birleştirmeye başlar. Ancak durumun rahatsızlık edici ve dehşet verici gerçekçiliği nedeniyle yavaş yavaş akıl sağlığını da yitirmeye doğru sürüklenir.
Unutmadan eklemek istiyorum; H.P. Lovecraft'ın "The Call of Cthulhu" öyküsü Metallica grubunu da etkilemiş ve grubun klasikleri arasına giren "The Call of Ktulu" parçasını bestelemişlerdir.
Sean Branney, H. P. Lovecraft tarafından 1926 yılında yazılan Cthulhu'nun Çağrısı / The Call of Cthulhu öyküsünden yola çıkarak bir senaryo oluşturmuş ve bu senaryo, "H. P. Lovecraft Historical Society / H. P. Lovecraft Tarihi Derneği'nin kurucularından da olan Amerikalı yönetmen Andrew Leman tarafından 2005 yılında Cthulhu'nun Çağrısı / The Call of Cthulhu olarak aynı adlı korku - gerilim filmine dönüştürülmüştür.Siyah-beyaz ve sessiz olarak çekilen Cthulhu'nun Çağrısı / The Call of Cthulhu filminde 1920li yıllara gidiyoruz. Efsanevi, dünya dışı yaratık Cthulhu üzerine yaratılan bir hikayeyi incelemek için yola çıkan bir profesör ölmek üzereyken yeğenine 'Cthulhu Kültü' ile ilgili dökümanlardan oluşan koleksiyonunu bırakır. Yeğen (Matt Foyer) bu kültün, amcasına neden bu kadar çekici geldiğini öğrenmeye ve bilgileri parça parça birleştirmeye başlar. Ancak durumun rahatsızlık edici ve dehşet verici gerçekçiliği nedeniyle yavaş yavaş akıl sağlığını da yitirmeye doğru sürüklenir.
Unutmadan eklemek istiyorum; H.P. Lovecraft'ın "The Call of Cthulhu" öyküsü Metallica grubunu da etkilemiş ve grubun klasikleri arasına giren "The Call of Ktulu" parçasını bestelemişlerdir.
İzdüşüm(ler)
BİLİM-KURGU,
KİTAPLAR,
MÜZİK,
SESSİZ SİNEMA,
SİNEMA,
SİYAH-BEYAZ FİLMLER
27 Nisan 2015 Pazartesi
İstanbul
Joseph Pevney'in 1957 yapımı filmi İstanbul, adını güzeller güzeli 'Dersaadet' yani mutluluk kapısı kentimizden alıyor, Cornell Borchers, Nat 'King' Cole ve Errol Flynn'ı aynı karede buluşturuyor.
İzdüşüm(ler)
FILM NOIR,
İÇİNDEN TÜRK MOTİFLERİ GEÇEN FİLMLER,
MÜZİK,
SİNEMA
2 Nisan 2015 Perşembe
Vivre Sa Vie
Jean-Luc Godard'ın 1962 yapımı Vivre sa vie: Film en douze tableaux / Hayatını Yaşamak filmi uzun zamandır izlenmeyi bekliyordu arşivimizde. Artist olma umuduyla eşini ve küçük oğlunu terk eden, henüz yirmili yaşlarının başındaki Parisli çekici güzel Nana'nın (Anna Karina çok güzel bu rolde) öyküsü anlatılıyor oniki bölümlük filmde. Anna Karina'nın en çok konuşulan ve belleklere yerleşen iki sahnesini günceme konuk ediyorum bugün.
İzdüşüm(ler)
FRANSIZ YENİ DALGA,
MÜZİK,
SİNEMA,
SİYAH-BEYAZ FİLMLER


















































