DÜŞLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DÜŞLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2013 Salı

La luna putrefatta !

Başucu filmlerimin en üst sıralarına yerleşmiş olan, Reha Erdem’in siyah-beyaz, düşsel, entellektüel, şiirsel A Ay filminin sonlarında, Münir Özkul, Edip Cansever'in Tragedyalar'ından bir tiradı İtalyanca okur:
“sonra her şey birdenbire çirkin,
birdenbire çirkin,
birdenbire çirkindi.
bozuldu bir akşamüstü kıyılara çıkmak çünkü
eller bir soğuk el resmine girip dondular
ay çürüdü
her şey bir hizada kaldı,
bütün eşyaları kaldırdılar
o kaldı
bir o kaldı: gelişen korku.
…”

20 Kasım 2009 Cuma

Kişisel Müzemden İzler

Doğduğumda Başbakan olan Süleyman Demirel, kızım doğduğunda Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı idi.
Önce...
Aniden Fikret Kızılok'un Demirbaş şarkısı usuma düşüyor...
Sonra...

DEMİRBAŞ

Küçücük bir çocuktum
Sebebini bilmeden
Sokağa çıkamadık
İhtilal oldu sandık

Sonra biraz büyüdük
Alfabeyi bitirdik
Azı dişim çıkmıştı
Sünnet bile olmuştum

Süleyman hep başbakan
Başbakan hep Süleyman

Kennedy öldürülmüş
Migros açılmamıştı
Beatles ortada yokken
Ekonomi bomboktu

Zeki Müren ortada
Bülent Ersoy erkekti
Vietnam savaşını
Kendisiyle başlattı

Süleyman hep başbakan
Başbakan hep Süleyman

Sonra aya gidildi
Evelallah dönüldü
Suya yazı yazıldı
İçimiz rahatladı

Mao henüz ölmemiş
Ortaokul bitmemiş
Yahya işe başlarken
Bankalar hep bomboştu

Süleyman hep başbakan
Başbakan hep Süleyman


Bilgisayar bulunmuş
Deniz Gezmiş asılmış
Papa yine değişmiş
Mandela hapisteydi


Çevre kirlenmemişti
İbo evlenmemişti
Ajda boşanırken
Dolar yine çıkmıştı

Süleyman hep başbakan
Başbakan hep Süleyman

Kırat attan inerek
Kemerini sıkmıştı
Halk üstüne binince
Başımıza çökmüştü

Hak hukuk düzen vardı
Çüş demesi çok zordu
Ortaokul biterken
Yine ihtilal oldu

Süleyman hep başbakan
Başbakan hep Süleyman

Kenan sopalısıydı
Turgut boyalısıydı
Pek anlamazdı ama
Mesut hopalısıydı

Naim kaldırıyordu
Zalim bastırıyordu
Dün dündür bugün bugün
(diye) Gafil avlanıyordu

Süleyman hep başbakan
Başbakan hep Süleyman

Paşa resim yapardı
Sabancı'ya satardı
Netekim ben demezsek
Anasını satardı

Tonton dayanamadı
Hepimizi batırdı
Efelerin efesi
Muz ağacına tutundu

Ecevit hep umuttu
Erdal bizi uyuttu
Yaş günü pastamızı
Vestiyerde unuttu

Süleyman hep başbakan
Başbakan hep Süleyman

Arabamız evimiz
İki anahtarımız
Nasıl da inanmıştık
Verir diye babamız

Ne padişah ne sultan
Bi enişten bi ablan
Yanında bir de baban
Sefam olsun yaradan

Süleyman hep başbakan
Başbakan hep Süleyman


Şarkıcı: Fikret Kızılok
Albüm: Yadigâr (1995)
Şarkının adı: Demirbaş
Söz - Müzik: Fikret Kızılok

Fikret Kızılok

14 Mayıs 2009 Perşembe

"Gitarım Usulca Ağlarken"

Gitarım usulca ağlarken...Gelmiş geçmiş en iyi müzik gruplarından biri olan The Beatles'ın üyelerinden George Harrison olmadık yere bugün günceme konuk olmuyor! Güncemden önce, dün gece rüyama "Koyu Mavi" arkadaşım ile birlikte konuktu George Harrison. Çok uzaklardan geldiğini söylüyordu (!) Buraya kadar tamam ama tuhaf olanı, George Harrison rüyamda ağlıyordu. Gözyaşları usulca dökülüyordu. Uyanınca "işte" dedim; güne O'nun en sevdiğim şarkısı While My Guitar Gently Weeps ile başlamam için güzel bir sebep.

While My Guitar Gently Weeps / Gitarım Usulca Ağlarken
Still my guitar gently weeeepssss...
I look at you all see the love there that's sleeping /
Sizlere bakıyorum da oralarda bir yerde aşkı uykuda görüyorum
While my guitar gently weeps / Gitarım usulca ağlarken
I look at the floor and I see it needs sweeping
Yere bakıyorum ve görüyorum ki süpürülmesi gerek
Still my guitar gently weeps / Gitarım hâlâ usulca ağlarken

I don't know why nobody told you how to unfold your love /
Bilmiyorum neden kimse söylememiş sana aşkını nasıl göstereceğini
I don't know how someone controlled you /
Bilmiyorum nasıl olmuş da biri seni kontrol etmiş
They bought and sold you / Seni almışlar ve satmışlar

I look at the world and I notice it's turning /
Dünyaya bakıyorum ve farkındayım dönüyor
While my guitar gently weeps / Gitarım usulca ağlarken
With every mistake we must surely be learning /
Her hatamız ile öğreniyor olmalıyız aslında
Still my guitar gently weeps / Gitarım hâlâ usulca ağlarken

I don't know how you were diverted /
Bilmiyorum nasıl olmuş da oyalamışlar seni
You were perverted too / Yoldan da çıkarmışlar
I don't know how you were inverted /
Bilmiyorum nasıl olmuş da ters çevirmişler
No one alerted you / Hiç kimse de uyarmamış seni

I look at you all see the love there that's sleeping /
Sizlere bakıyorum da oralarda bir yerde uykuda aşkı görüyorum
While my guitar gently weeps / Gitarım usulca ağlarken
Look at you all / Bir bakın kendinize
Still my guitar gently weeps / Gitarım hâlâ usulca ağlarken

George Harrison / 1968


Rüyalarımı önemserim!

19 Şubat 2009 Perşembe

Sine-masal

Film arşivimizi listelemeye çalışıyorum. Çabalıyorum desem doğru olacak belki de...DVD'lerimiz için özel raflar yaptırmıştık geçtiğimiz yaz. Arşiv listesine girenler şu an durdukları raflardan yeni özel raflara terfi edecekler! Şu anki mevcut raflara ise DVD kutu setleri ve yeni alınan/alınacak DVD'ler yerleşecek. Yazdan beri çabalıyorum, listeyi bitirmeye çalışıyorum, uykularım kaçıyor. Sürekli yeni DVD'ler ekleniyor. Raflarda yönetmenler birbirlerine karışıyor. O film, bu film, şu film de var mıydı derken, bir film ararken, yönetmenleri bulmaya çalışırken gözlerimden film kareleri, oyuncular, replikler kayıyor.



Ayrı Birey Ay Hanım'dan İzlenimler


19 Ekim 2007 Cuma

A AY...

Rüyalarımı önemserim ! Rüyalarımda anımsayamadığım tek bir an bazen günlerce beynimi kurcalayabilir ve beni rahatsız eder...
Dün akşam gördüğüm ve anımsayamadığım düş, Reha Erdem'in A Ay filminde, Yekta'nın sözlerine taşıdı beni..."Gördüğün herşeyi gösterebiliyor musun ? Rüyalarını gösterebiliyor musun ? Her gördüğünü gösterebiliyor musun ? Işığın yetiyor mu ? Netliğini ayarlayabiliyor musun ? Her gördüğünü gösterebiliyor musun ? Sadece görmeyi biliyor musun ? O fotoğraflara görmek için bak!!!.."
A Ay "Rüyanda gördüğün kuşlar, rüyanda gördüğün kuşlardır.. Onlar burada gördüğün kuşlara benzemezler. Onlar aynı dili bile konuşmazlar!!"
___
___

30 Temmuz 2007 Pazartesi

Düşler İçinde Düşler

Yemek Yemek
"Le Charme Discret De La Bourgeoisie" / The Discreet Charm of the Bourgeoisie / Burjuvazinin Gizli Çekiciliği; en sevdiğim Buñuel filmi. 1900 doğumlu olan Luis Buñuel, 1972 yılında çektiği bu filminde 72 yaşındadır. Düşler içindeki düşleri anlatan, bir türlü gerçekleşmeyen bir yemek üzerine kurgulanan, üst sınıfın temel olguları, kilise, kurumların anlamsızlıklarıyla dalga geçen film ile ilgili ayrıntıları Buñuel, Son Nefesim isimli otobiyografik kitabında (Çeviri İlkay Kurdak, İmge Kitabevi yayınları) hoş bir şekilde aktarıyor;
"Silberman (Serge Silberman, filmin yapımcısı) bir gün bize, başından geçen bir olaydan sözetmişti. Biz de o sıralar, tekrarlardan oluşan bir ön hikaye arıyorduk. Silberman akşam yemeği için, örneğin bir salı, evine konuklarını çağırmıştı. Ama bundan hem karısına söz etmeyi unutmuştu hem de aynı akşam kendisinin de dışarda yemek yiyeceğini... Saat dokuzda, konuklar, ellerinde çiçeklerle gelmişler. Silberman evde yok tabi. Ayrıca karısı da her şeyden habersiz, yemeğini yemiş ve üstünde sabahlığı, yatmaya hazırlanıyormuş. Onu bu halde bulmuş konuklar! Bu sahne Le Charme Discret De La Bourgeoisie'nin ilk sahnesi oldu. Geriye kalan, olasılıkları fazla abartmadan, bir grup arkadaşın birlikte akşam yemeği yemeye çalışmaları ve bunu da bir türlü gerçekleştirememeleri gibi türlü şekilde düşünülmüş sahneleri birbiri ardından getirmek olacaktı. Çalışma oldukça uzun sürdü. Senaryonun beş farklı versiyonunu yazmıştık. Akla uygun ve her gün rastlanır türden olan böyle bir gerçek olay ile, yine de pek akıl almaz bir izlenim bırakmaması gereken üstüste gelen beklenmedik olaylar arasında, sağlam bir denge kurmak durumundaydık. İmdadımıza yetişen yine bir düş oldu. Hatta, düşün içinde bir düş bile diyebiliriz buna. Sonuç olarak bu filmde sek martinimin formülünü vermiş olduğum için çok memnunum. Çekimden unutulmayacak anılar: Film çekimi sırasında oldukça sık yiyeceğe ihtiyacımız olduğu için, oyunculardan özellikle Stephane Audran, yiyip içeceğimiz şeyleri tepsi içinde getiriyordu bize. Saat beşe doğru on dakika başımızı dinlemek için ara vermeyi alışkanlık haline getirmiştik.
Video ile çalışma alışkanlığı kazanmam,1972'de Paris'te çektiğim bir filmin çekim sonrasına rastlar.İlerleyen yaşım nedeniyle yinelenen çekimleri kamerayla izleme konusundaki eski alışkanlığımı kaybetmiştim. Bunun için, kameramanın aldığı görüntülerin aynısını benim de izleyebilmemi sağlayan bir ekranın karşısına oturuyor böylece de hem kareyi hem de oyuncuların konumunu koltuğumdan düzenleyebiliyordum. Bu yöntem beni zaman kaybından ve bir sürü yorgunluktan kurtarmıştı. Bir tabloyu veya bir kitabı yeni bir bakış açısıyla görmeyi sağlayan ve beklenmedik biçimde bir veya bir - iki sözcük bulmaktan ibaret gerçeküstücü bir alışkanlık vardı. Birkaç kez bunu sinemaya uygulamaya çalıştım. Örneğin; "Un Chien Andalou", "L'age D'or" ve "El Angel Exterminador" gibi. Senaryo üstünde çalışırken, burjuvazi üzerine hiç düşünmemiştik. Son akşam Toledo hanında -de Gaulle'ün öldüğü gündü- bir ad bulmaya karar verdik. Düşündüklerimden biri (Carmagnol'den yola çıkarak) "A bas Lenin" veya "Vierge a l'ecurie" idi. Bir diğeri ise kısaca, "Le Charme De La Bourgeoisie". Carriere, bu adda bir sıfatın eksik olduğunu farketti ve binlercesi arasından "discret" seçildi. Bu isimle birlikte, "Le Charme Discret De La Bourgeoisie" filmi bir başka biçim, hatta neredeyse bir başka içerik kazanmış gibi geliyordu bana. Artık farklı bir gözle bakıyorduk filme. Bir yıl sonra, film Hollywood'da Oscar'a aday gösterildiğinde, biz çoktan yeni bir tasarı üzerine çalışmaya başlamıştık. Tanıdığım dört Meksikalı gazeteci, El Paula'da izimizi bulup, bizimle yemek yemeye geldiler ve bana sürekli soru sorup not aldılar. Gayet tabii, şu soruyu da sormayı ihmal etmediler:
"Don Luis Oscar alacağınıza inanıyor musunuz?"
"Evet, buna inanıyorum" dedim gayet ciddi. "Benden istenen 25000 Doları ödedim bile. Amerikalıların bazı eksiklikleri olabilir ama sözünün eri insanlardır."
Meksikalılar bundaki muzipliği farketmediler. Dört gün sonra Meksika gazeteleri, Oscar'ı 25000 Dolara satın aldığımı yazdılar. Los Angeles'te skandal ve teleks üstüne teleks... Silberman Paris'ten geldi. Canı iyice sıkkındı. Bana neler olup bittiğini sordu. Olayın aslında artniyetsiz bir şakadan başka bir şey olmadığını açıkladım. Daha sonra olaylar yatıştı. Üç hafta geçti ve film Oscar kazandı. Bu da şu sözleri yineleme olanağını verdi bana: "Amerikalıların bazı eksiklikleri olabilir ama sözünün eri insanlardır."

4 Temmuz 2007 Çarşamba

Un Chien Andalou

Ay'ı kesen bulut...
Gerçeküstücülük/Sürrealist akım beni hep büyülemiştir ama muhakkak ki sevgili(m) kocamın bu akıma düşkünlüğü beni gerçeküstü düşlere daha çok yöneltmiştir. Anımsıyorum bir keresinde düşümde paketlenmiş bir kedi görmüştüm. Belki de rüyaları tıpkı Dali gibi not etmek gerekiyor ya da Luis Buñuel gibi görselleştirmek.
Luis Buñuel ve Salvador Dali tarafından yapılan 1929 yapımı Un Chien Andalou / Endülüs Köpeği adlı film, gerçeküstücülük akımının bildirisi niteliğinde bir film.
Film Buñuel ve Dali’nin düşlerinden ortaya çıkmış.
Bunuel, Dali’ye Ay’ ı kesen ince bir bulutla, bir gözü yaran usturanın rüyasına girdiğini anlatır. Dali de bir gece önce rüyasında karıncalarla dolu bir el gördüğünden söz eder. İşte el !
Böylece Buñuel’in dediği gibi “psikolojik,kültürel,mantıksal hiçbir açıklamaya meydan vermeyecek düşüncelerin ve görüntülerin benimsendiği” film ortaya çıkar.
Bunuel’e göre film, rüyaların toplamı olamayacak kadar geniştir. “Film ruhun gayri ihtiyari sonucudur. Filmdeki hiçbir şey herhangi bir şeyi temsil eder. Eğer "Sürrealizm" yoksa hiçbir şey de yoktur.” Dali ise film için “istenmeyen rüyaların taklididir" der.

Düşler peşinden koşulması gereken imgelerdir !