25 Kasım 2009 Çarşamba

R. Lovelace

Richard LovelaceStone Walls Do Not A Prison Make

Stone walls do not a prison make,
Nor iron bars a cage;
Minds innocent and quiet take
That for an hermitage;
If I have freedom in my love,
And in my soul I am free,
Angels alone that soar above
Enjoy such liberty.
Richard Lovelace (1618 - 1657)
Yukarıdaki şiiri 1642'de yazılmış."To Athea: From Prison"´dan...

Alev Alatlı'nın "Valla, Kurda Yedirdin Beni" kitabının bendeki baskısında 408. sayfada bulunmakta Richard Lovelace'ın bu yüzyılları aşan şiiri. Yayıncının notuyla orijinali verilmiş. Kitaptaki çeviriyi kimin yaptığını bilmiyorum. Muhtemelen Alev Alatlı olsa gerek.
Türkçesi şöyle :
Ne taş duvarlar bir hapishane yapar

Ne taş duvarlar bir hapishane yapar,
Ne kol demirleri bir kafes;
Masum ve mülayimler
Hücre sanırlar onları;
Eğer sevgim özgürse,
Ve özgürsem gönlümde;
Bağımsızlığın böylesinin keyfini
Semalara yükselen melekler çıkarır, sadece.
Taş duvarlar...Kol demirleri...

"Yayılan kestane ağacının altında
ben seni sattım, sen de beni."



Big Brother içimizde !
George Orwell'ın 1947-1948 yılları arasında yazdığı anti-ütopik romanından Michael Radford tarafından uyarlanan 1984 yapımı Nineteen Eighty-Four / Bin Dokuz Yüz Seksen Dört tekrar tekrar izlemekten her karesi zihnime yerleşmiş filmlerdendir. Hemen George Orwell'ın kitabında öngördüğü 1984 yılının kitabını yazmayı bitirdiği 1948 yılının son iki rakamının tersi olduğunun notunu düşeyim burada !

"Bin Dokuz Yüz Seksen Dört" romanında gözü kulağı, her köşe bucağa ulaşan otorite tarafından izlenmeyi "Big Brother (is watching you!) / Büyük Birader (sizi gözetliyor !)" kavramıyla açıklayan George Orwell da İngiliz istihbaratı tarafından izlenmiş. İngiliz arşivleri, George Orwell’in İngiliz istihbaratının dikkatini ilk olarak 1929 yılında çektiğini belgeliyor. Belgelere göre, o sıralar Paris’te yaşamakta olan Orwell, sol eğilimli ‘İşçilerin Hayatı’ adlı bir yayından muhabirlik teklifi almış. 1942’de İngiliz yayın kuruluşu BBC’de Hintçe servisinde çalışan Orwell, İngiliz polisi Scotland Yard'ın yazdığı rapora göre sol görüşü ve bohem giyim tarzıyla koyu bir komünist olarak nitelendirilmiş ancak İngiliz yazarı yirmi yıl boyunca izleyen İngiliz iç istihbarat servisi MI-5, bu raporu çürüterek Orwell’ın komünizmden çok uzakta olduğunu ve güvenliğe bir tehdit oluşturmadığını belirtmiş. Sosyalist olmasına karşın hem "Animal Farm / Hayvan Çiftliği" hem de "Nineteen Eighty-Four / Bin Dokuz Yüz Seksen Dört" romanlarında Stalin rejimini kıyasıya eleştiren Orwell, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört romanında sosyalizme ya da İngiliz İşçi Partisi'ne bir saldırı kastetmediğini fakat komünizm ve faşizmde kısmen gerçekleşmiş bozukluklara değindiği açıklamasında bulunmuş.
2+2=?
Üç süper devlete ayrılmış bir dünyada, “Big Brother / Büyük Birader”in yönetimindeki “Oceania / Okyanusya” isimli totaliter süper devlette yaşayan ana kahramanımız Winston Smith, işleyebileceği en büyük suçu işler; düşünür ! Oysa Okyanusya'da amaç özgür düşünceyi kaldırmak için her tarafa yerleştirilmiş ekranlar, mikrofonlar aracılığıyla halkı kontrol altında tutmaktır. İktidardaki parti Yenikonuş'la (Newspeak) dildeki sözcük sayısını azaltmakta ve düşünme sınırlarını giderek daraltmayı amaçlamaktadır. Düşünmek gereksizdir, sadece itaat etmek yeterlidir.

Düşünen Winston Smith önce evinde gözetlenmesi mümkün olmayan bir köşe bulmaya çalışır. Küçük hilelerle evdeki ekranın görüntü alanı dışında kalmak için çaba sarfeder; ardından sevgilisi Julia ile özgürce buluşabileceğini sandığı bir antikacı dükkanındaki odayı kiralamakla izlenmekten kaçmayı başardığını sanır.

Totaliter devletin en güçlü örgütü “Düşünce Polisi”´nin, elbette ulaşamadığı en küçük bir delik bile yoktur. "Büyük Birader"´e karşı bütün yurttaşların hayatı yakından denetlenmekte, kafasından şüpheli düşünceler geçirenler kolayca belirlenmekte ve kısa zamanda önce dönüştürülmekte sonra da yok edilmektedirler. Winston Smith de "Düşünce Polisi"´nin gazabından kurtulamayacak ve yakalanarak kendisini meşhur 101 No.'lu odada bulacaktır.4 ya da 5 ?Beyni yıkanan Winston Smith'in mutlak gerçeğin değiştirilemeyeceğine dair olan inancı, İç Parti yetkilisi O'Brien tarafından yerle bir edilir: İki kere iki dört değil, beş eder… Winston, dayanılmaz işkencelerden geçtikten sonra eninde sonunda bunu kabul edecektir: İki kere iki beş eder… 2 x 2´nin 5 olarak kabul edilmesi yetmez; özümsenmesi istenir. Daha doğrusu bazen 3 bazen 2, düzen ne isterse o, ki bazen hepsi birden eder 2 x 2 ! O'Brien "Big Brother / Büyük Birader"in amacını net bir biçimde Smith'e özetler: "İçindeki her şey ölmüş olacak. Sevgi, arkadaşlık kurabilme yeteneklerin, yaşama sevincin yitmiş olacak, gülmeyeceksin, merak duymayacaksın, cesaret gösteremeyeceksin, onur duymayacaksın. Bomboş olacaksın. Seni boşaltıp yerine kendimizi koyacağız."
Kestane Ağacı KahvesiOtoritenin elinde tuttuğu gücün şiddeti ve acımasızlığı insanın acıya olan dayanıksızlığıyla birleşince, iktidarın zaferi kaçınılmaz olur; "Yayılan kestane ağacının altında kerkes birbirini satabilir !"
1984Bu arada Eurythmics'in aynı isimli albümü (dolayısıyla film müzikleri / soundtrack) her ne kadar yönetmen Michael Radford tarafından hayal kırıklığı olarak nitelendirilmişse de bence "Sexcrime (nineteen eighty-four)" ve "For the Love of Big Brother" şarkıları oldukça hoş tatlar bırakıyor.

24 Kasım 2009 Salı

Öğretmenler Günü

29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'in kurulmasından sonra Mustafa Kemal Atatürk, toplumsal ve kültürel alanlarda çok sayıda yeniliği, devrimleri başlatmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, 1 Kasım 1928 tarihinde çıkarılan 1353 sayılı yasayla, Arap Alfabesi yerine Latin Alfabesi bazlı yeni Türk Alfabesi uygulamaya konulmuştur. Bu tarihten sonra yeni harflerin öğrenilmesi ve okur-yazar sayısının artırılması için büyük bir seferberlik başlatılmıştır.
24 Kasım 1928 tarihinde açılan, Millet Mektepleri'nde herkese yeni harflerle okuma yazma öğretilmiştir.

Millet Mektepleri'nin açılışı olan 24 Kasım günü, 1981 yılından beri "Öğretmenler Günü" olarak kutlanmaktadır.

Başöğretmen Atatürk
24.11.1928, Atatürk'ün "Başöğretmen" olarak kabul edildiği gündür aynı zamanda...

22 Kasım 2009 Pazar

Biri daha eksilmesin!

"Not One Less" 一个都不能少 / Yíge Dōu Bùnéng Shǎo isimli 1999 yılında yapılmış bir Çin filmi konumuz bu kez.NOT ONE LESS - KARE 6Kırsal kesimde olanaksızlıklar içinde bulunan bir yerleşimdeki okulda okuyan çocukların duygusal ama bir o kadar da gerçekçi öyküsü. Bu yönüyle film, ilk izlediğinde (2000 yılı) sevgili(m) kocamı etkilemiş. Askerliğini Doğu Anadolu'da yaptığı için benzer olanaksızlıkları 90'lardan biliyormuş... Ayrıca filmin büyük şehirde geçen kısmıysa, kendisine yükselecek Çin piyasaları hakkında o dönemde tiyo vermiş!NOT ONE LESS - KARE 5Neyse, filmdeki okulun tek öğretmeninin başka bir bölgede yaşayan annesi hasatalanınca, öğretmen görevini bırakmak zorunda kalır. Henüz onüçündeki bir kız öğrenciyi vekil öğretmen yapar annesinin yanına gitmeden. Diğer öğrenciler, hele içlerinden en haylaz olan birisi, bu pek genç öğretmeni kaale almazlar. Kırsal kesimdeki tarla işleri vb. de sık sık çocukların okula gelmemesine yol açmaktadır. Demin bahsettiğim haylaz öğrenci büyük kente çalışmak üzere gider. Tüm öğrencilerden sorumlu olan küçük öğretmenimizse, asıl öğretmen annesinin yanından dönünce kendisinden hesap soracağından, haylaz öğrenciyi bulmaya, peşinden büyük kente gider. Filmin en dokunaklı sahnelerinden birisi, TV ekranlarından ağlayarak öğrencisini arayışını bir üst boyuta taşımasıdır! Daha fazla "spoiler" girmemeye çalışarak biraz daha filmden bahsedeyim:NOT ONE LESS - KARE 4İki gün sonra 24 Kasım'da öğretmenler günü. Öğretmenliğin kutsallığı da dahil olmak üzere bu içten ve gerçekçi film izleyicide pek çok duygu uyandırıyor. İnsanlığı, samimiyeti, özgüveni, zorlukları ve hatta dayanışmayı, kimimizin yitirdiği, kimimizin de yitirmek üzere olduğu bir çok hasleti anımsatıyor.NOT ONE LESS - KARE 3Işık ve ışığın enerjik kullanımı, kırsalın "ıssız"´ını, büyük kentin kaotik yapısını aktarışı, yönetmen Zhang Yimou'nun deneyimsiz ve doğal, sadeliklerini, saflıklarını koruyan küçük oyuncularla çalışması, filmin gerçeklik algısını artırmakta. Yer yer, saf ve yalın gülmece filmin dokusuna ustaca katılmış. Gündelik yaşamın doğal akışı, büyük kentlere göçün olumsuz etkileri ustaca perde arkasından verilmekte. NOT ONE LESS - KARE 2Shi Xiangsheng'in 1997'de yazdığı yapıt olan "A Sun in the Sky" (天上有个太阳 / Tiān Shàng Yǒu Ge Tàiyáng)´dan uyarlanmış bir film "Not One Less". "Yüreğimden geçeni söylüyorum; filmim kırsaldaki öğretim şartlarının düzelmesine katkıda bulunacaksa çok mutlu olurum." demiş yönetmen Zhang Yimou.NOT ONE LESS - KARE 1Filmin adı "Biri daha eksilmesin!" diye çevrilmeli bence dilimize. Çünkü kastedilen bir öğrenciyi daha büyük kente çocuk işçi olarak kaptırmamak...

"Baba beni okula gönder!", "Kardelenler" gibi kampanyalar düşüyor usuma.NOT ONE LESS - DVD

20 Kasım 2009 Cuma

Kişisel Müzemden İzler

Doğduğumda Başbakan olan Süleyman Demirel, kızım doğduğunda Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı idi.
Önce...
Aniden Fikret Kızılok'un Demirbaş şarkısı usuma düşüyor...
Sonra...

DEMİRBAŞ

Küçücük bir çocuktum
Sebebini bilmeden
Sokağa çıkamadık
İhtilal oldu sandık

Sonra biraz büyüdük
Alfabeyi bitirdik
Azı dişim çıkmıştı
Sünnet bile olmuştum

Süleyman hep başbakan
Başbakan hep Süleyman

Kennedy öldürülmüş
Migros açılmamıştı
Beatles ortada yokken
Ekonomi bomboktu

Zeki Müren ortada
Bülent Ersoy erkekti
Vietnam savaşını
Kendisiyle başlattı

Süleyman hep başbakan
Başbakan hep Süleyman

Sonra aya gidildi
Evelallah dönüldü
Suya yazı yazıldı
İçimiz rahatladı

Mao henüz ölmemiş
Ortaokul bitmemiş
Yahya işe başlarken
Bankalar hep bomboştu

Süleyman hep başbakan
Başbakan hep Süleyman


Bilgisayar bulunmuş
Deniz Gezmiş asılmış
Papa yine değişmiş
Mandela hapisteydi


Çevre kirlenmemişti
İbo evlenmemişti
Ajda boşanırken
Dolar yine çıkmıştı

Süleyman hep başbakan
Başbakan hep Süleyman

Kırat attan inerek
Kemerini sıkmıştı
Halk üstüne binince
Başımıza çökmüştü

Hak hukuk düzen vardı
Çüş demesi çok zordu
Ortaokul biterken
Yine ihtilal oldu

Süleyman hep başbakan
Başbakan hep Süleyman

Kenan sopalısıydı
Turgut boyalısıydı
Pek anlamazdı ama
Mesut hopalısıydı

Naim kaldırıyordu
Zalim bastırıyordu
Dün dündür bugün bugün
(diye) Gafil avlanıyordu

Süleyman hep başbakan
Başbakan hep Süleyman

Paşa resim yapardı
Sabancı'ya satardı
Netekim ben demezsek
Anasını satardı

Tonton dayanamadı
Hepimizi batırdı
Efelerin efesi
Muz ağacına tutundu

Ecevit hep umuttu
Erdal bizi uyuttu
Yaş günü pastamızı
Vestiyerde unuttu

Süleyman hep başbakan
Başbakan hep Süleyman

Arabamız evimiz
İki anahtarımız
Nasıl da inanmıştık
Verir diye babamız

Ne padişah ne sultan
Bi enişten bi ablan
Yanında bir de baban
Sefam olsun yaradan

Süleyman hep başbakan
Başbakan hep Süleyman


Şarkıcı: Fikret Kızılok
Albüm: Yadigâr (1995)
Şarkının adı: Demirbaş
Söz - Müzik: Fikret Kızılok

Fikret Kızılok

19 Kasım 2009 Perşembe

Paul Simon söylüyor: "Song About The Moon"

Ay Hırsızı



Ay arsızı
Ayrı birey
"Ay Hanım"
Ay Hırsızı
kitabını alır.
Kitap oyuncak tadındadır !

18 Kasım 2009 Çarşamba

Miles Davis ve Marcus Miller çalıyor: "Lost in Madrid"

Zaman zaman tuhaf bir kurgunun içindeymişim izlenimine kapılıyorum.