16 Eylül 2016 Cuma

Ah, Tarık Akan!!!

6 Eylül 2016 Salı

Hundraåringen som klev ut genom
fönstret och försvann

Orhan Pamuk'un "Yeni Hayat" romanındaki "Bir kitap okudum, hayatım değişti!" mottosuna öykünerek rahatlıkla "Bir film izledim, hayatım değişti!" diyebileceğim filmlerden biri Felix Herngren'in 2013 yapımı, uzun isimli Hundraåringen som klev ut genom fönstret och försvann / The Hundred Year-Old Man Who Climbed Out of the Window and Disappeared / Yüz Yaşında Camdan Atlayıp Kaybolan Adam filmi!
Huzurevinde 100. yaşının kutlanacağı gün, birdenbire camdan atlayarak kaçan Allan Karlsson'un hem günümüzdeki hem geçmişindeki maceraları izleyicisini gerçekten başka dünyalara sürüklüyor. Jonas Jonasson'un aynı adlı romanından hem yönetmen Felix Herngren hem de Hans Ingemansson tarafından senaryolaştırılan Hundraåringen som klev ut genom fönstret och försvann / The Hundred Year-Old Man Who Climbed Out of the Window and Disappeared / Yüz Yaşında Camdan Atlayıp Kaybolan Adam incelikli esprileriyle izleyicisinin kalbini fethetmeyi başarıyor! İçinden kedi Molotov, fil Tumba, Amerikan başkanlarından Truman, Faşist İspanyol diktatör General Franco, Komünist Rus diktatör Stalin, Perestroyka'yı gerçekleştirmiş Rus devlet başkanı Mihail Gorbaçov'un da bizzat geçtiği ve renklendirdiği, güldüren ama güldürürken düşündüren şahane bir film Hundraåringen som klev ut genom fönstret och försvann / The Hundred Year-Old Man Who Climbed Out of the Window and Disappeared / Yüz Yaşında Camdan Atlayıp Kaybolan Adam!

100 yaşımı görebilecek miyim bilemiyorum? Ancak eğer görebileceksem 100. yaşımı, Allan Karlsson kadar sağlıklı olabilmek elbette artık tek dileğim!!!

30 Ağustos 2016 Salı

30 Ağustos Zafer Bayramı...

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun!


.

29 Ağustos 2016 Pazartesi

Vedat Türkali geçti bu Dünya'dan.

Bir Gün Tek Başına!

26 Ağustos 2016 Cuma

'Ay Tanrıçası' için

Ay Tanrıçası Madrid üzerinden Burgos yollarında... :))

13 Temmuz 2016 Çarşamba

Évolution

Lucile Hadžihalilović, 2004 yapımı uzun metrajlı ilk filmi Innocence / Masumiyet'ten 11 yıl sonra Évolution / Evolution / Evrim adlı hayli ilginç ve ürkütücü son filmiyle kızlar okulundaki kabustan bir adada yaşayan erkek çocukların kabusuna geçiş yapmış! Şuradaki söyleşiden detaylara ulaşabileceğiniz filmi hayli gerilerek izlediğimi, kafamın karıştığını, yönetmenin de kafasının hayli karışık olduğunu söyleyebilirim.

4 Temmuz 2016 Pazartesi

Qivitoq

Danimarkalı yönetmen Eric Balling, Qivitoq / Münzevi filmini 1956 yazında tamamen Grönland'de çekmiş. Qivitoq filmi, hem yabancı film Oscar'ını alan ilk Danimarka filmi olmuş, hem de 1957'de Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye kazanmış. Grönland Adası, adanın yerli halkı Kalaallit dilinde "Kalaallit Nunaat" olarak adlandırılıyor. Anlamı "Kalaallit'lerin ülkesi" demekmiş. Danca "Grønland" ise "Yeşil Ülke" anlamına geliyor. Atlas Okyanusu'nun kuzeyinde, 2.166.086 km² yüzölçümüyle Kuzey Kutbu'ndaki en büyük buz örtüsüyle kaplı olan Grönland, Danimarka'ya bağlı özerk bir bölge. Filme adını veren "Qivitoq" sözcüğü farklı nedenlerle vahşi hayata sürgün edilen, öfke ve çaresizlikle şekil değiştiren insanlara ada halkının verdiği bir ad. Kendisini kalabalıktan soyutlayan bu bir çeşit münzevi diyebileceğimiz insanlar hakkında ada halkı tarafından pek çok hikayeler anlatılırmış.
Aslında konusuyla hayli sıradan bir melodram olabilecek Qivitoq filmi, Eric Balling'in muhteşem Grönland çekimleriyle neredeyse dökümanter filme dönüşmüş. Danimarka'dan Grönland'e nişanlısını görmeye gelen genç kadın nişanlısının başka birisiyle olduğunu öğrenince hemen adadan ayrılmaya karar verir. Ancak bir sonraki gemi bir hafta sonra gelecektir. Zorunlu olarak adada kalan genç kadın nişanlısıyla aynı kasabada bulunmak istemeyince bir başka köyde yaşayan, kendisini modern dünyadan soyutlamış yalnız bir görevlinin evine kalmaya gider. Genç kadın ve yalnız adamın arasında arasında hoş bir iletişim kurulur ve genç kadın hayatını tamamen değiştirecek kararı verir.
Elbette ön planda aldatılmış kadın, karısı Grönland'de kalmak istemeyip Kopenhag'a dönünce bunalıma girmiş ve yalnızlaşmış adamın öyküsüne odaklanırken, diğer taraftan ada halkının sorunları, mutlulukları, hayalleri, hayatın Grönland'de ne kadar zor olduğunu da izleyip, fazlasıyla duyumsuyoruz buz kütlelerinin ürkütücü ama muhteşem güzelliğini!

1 Temmuz 2016 Cuma

Oranges and Sunshine

İşçi sınıfının yönetmeni Ken Loach filmleriyle günceme konuk olan, sevdiğim İngiliz yönetmenlerden biridir. Dün akşam Ken Loach'ın oğlu olan Jim Loach'ın ilk uzun metrajlı filmi, 2010 yapımı Oranges and Sunshine / Portakallar ve Günışığı filmini izlerken, yönetmen oğulun da tıpkı babası Ken Loach gibi tarafını ezilenlerden yana seçmiş olduğunu gördüm.
Jim Loach'ın Oranges and Sunshine / Portakallar ve Günışığı filmi, Margaret Humphreys’in "Empty Cradles / Boş Beşikler" adlı kitabından sinemaya uyarlanmış. İngiltere ve Avustralya'yı utanç dolu tarihleri, kirli sırlarıyla karşı karşıya getiren film gerçekleri bir tokat gibi yüzünüze çarpıyor. Koşulları uygun olmayan annelerinin, ailelerinin ellerinden alınan çocuklar Avusturalya`ya götürülmek için İngiltere’den bir gemiye bindiriliyorlar. “Göçmen çocuklar” olarak değerlendirilen bu olay aslında, ülke politikası gereğince sahipsizleştirilen çocukların Avustralya'ya kahvaltıda portakal yeme ve sürekli günışığı bahanesiyle kandırılıp kaçırılma hikayesi. 19. yüzyılın sonlarından 1970'lere dek devam eden bu süreç İngiliz hükümeti tarafından yıllarca gizlenmiş. Bu skandalı 1980’lerin sonlarına doğru ortaya çıkaran sosyal hizmetler görevlisi Margaret Humphreys’in çabaları yüzlerce aileyi birleştirmiş ve her iki hükümetin geç de olsa hesap vermesini sağlamış. Araştırma yapmak için Avusturalya'ya sürekli gidip gelen cesur kadın Margaret Humphreys (Bu arada, bu roldeki Emily Watson inanılmaz performansıyla göz kamaştırıyor), gemilere bindirilerek kolonilere gönderilen küçücük çocukların ne zor şartlarda büyüdüğünü, kaldıkları yurtlarda rahiplerin oyuncağı olduklarını, köle gibi çalıştırıldıklarını öğrenmiş. Sahipsiz çocukları koruma altına alma programında çocuklara zalimce davranıldığını ortaya çıkartmış. Adının ışıl ışıl güzelliğine bakmayın, hayli hüzünlü, izleyeni de travmaya sürükleyen bir film Oranges and Sunshine / Portakallar ve Günışığı!

29 Haziran 2016 Çarşamba

28 Haziran 2016 İstanbul Atatürk Havalimanı Terör Saldırısı

3 Haziran 2016 Cuma

Izgnanie

Andrey Zvyagintsev'in Izgnanie / The Banishment / Sürgün adlı filmi pastoral, dingin ve hüzünlü bir senfoni!