20 Ağustos 2017 Pazar

Dar donya ye to saat chand ast?

Safi Yazdanian'nın yazıp yönettiği ilk uzun metrajlı filmi, Dar donya ye to saat chand ast? / What's the Time in Your World? / Senin Dünyanda Saat Kaç?, güzel ama çok hüzünlü bir şiir gibi...

Yirmi yıl sonra yaşadığı Fransa'dan memleketi İran'a dönen Güli, yıllardır kendisine aşık olan ancak bunu hiç belli etmeyen “Divane Ferhat” ile karşılaşır. Güli'nin yokluğunda Güli'nin annesi Havva Hanım'a arkadaşlık eden Ferhat, O'nunla ilgili her ayrıntıyı da öğrenmiştir. Güli'ye ait bütün eşyaları bir bavulda saklayıp, Güli'nin sevdiği herşeyi seven Ferhat'ın gerçeküstü rüyalarında Güli'yle birlikte kaybolurken, filmin müzikleriyle de kendinizi bu naif aşkın büyüsüne kaptırıyorsunuz...



Bulutlar Güzeldir!

Ayrı birey AY Hanım, Koyu Mavi ve Ay Tanrıçası tatildeyken, bulutlar uçuştu hep gökyüzünde!

29 Mayıs 2017 Pazartesi

Stroszek

Werner Herzog'un yazıp yönettiği 1977 yapımı Stroszek için söyleyebileceğim en öz iki sözcük hayli vurucu bir "Amerikan kabusu" olabilir diye düşünüyorum film biterken!
Amerikalı film eleştirmeni Roger Ebert'e göre en garip filmlerden biri olan Stroszek, Bruno Stroszek adlı zihinsel özürlü ana kahramanın Berlin'de bir hapishaneden tahliye olmasıyla başlıyor. Hapishane müdürünün sert nasihatlerinden Bruno'nun bir alkolik olduğunu ve işlemiş olduğu bütün suçların alkolizmden kaynaklandığı anlıyoruz. Uyarıları oldıkça kayıtsız bir tavırla dinleyen Bruno'nun dışarı çıkar çıkmaz gördüğü ilk bara dalması filmin gidişatını da özetler gibi. Ezik, hep kaybetmiş ve kaybetmeye mahkum biri Bruno Stroszek! Ancak yine de tüm ezikliğine rağmen zor durumda olanlara da yardım etmeye çabaladığını görürüz iyi niyetli Bruno'nun. Barda iki kadın satıcısı tarafından darp edilen Eva adlı fahişeyi hem teselli ettiğine hem de sığınmak üzere evine davet ettiğine tanık oluruz. Eva'yla beraber evine geldiklerinda, hapisteyken evine göz kulak olan Bruno'nun yaşlı komşusu Scheitz karşılar onları. Ufak tefek bu ilginç ihtiyar adam artık Almanya'daki hayatından bıktığı için bir araba tamircisi olan Amerikalı yeğeni Clayton'ın yanına Wisconsin'e göçmeyi planlamaktadır. Bruno sokaklarda akordeon çalarak hayatını kazanmaya çalışırken barda Eva'ya musallat olan adamlar O'nun izini bulup Bruno'nun evine gelir ve tacizlerini hayli sert bir biçimde sürdürürler. Bu olumsuzluklar sürerken ihtiyar koşusu Scheitz'ın kendisiyle birlikte Amerika'ya gelme teklifi Bruno ve Eva'nın hayatlarını tamamen değiştirecektir.
Werner Herzog, zihinsel özürlü eski sabıkalı, onun ufak tefek tuhaf arkadaşı ve fahişeden oluşan bu üçlünün Amerika'da bir römork evinde devam edecek yeni hayatlarını bilerek seri katil Ed Gein'in memleketi Wisconsin'de çekmiş. Werner Herzog kasaba halkı için kasabadaki gerçek yerlilerle rol vermiş. Başrol oyuncusu Bruno S. ise gerçek hayatta bir fahişenin oğlu ve üç yaşında annesi tarafından feci halde dövülerek geçici olarak sağır olmuş birisi. Bir akıl hastanesine yerleştirilen ve hayatının ilk yıllarında burada tutulan Bruno S.'in (Scheinstein) performansı izleyiciyi oldukça etkiliyor ama anlıyorsunuz ki aslında kendi gerçekliğini yansıtıyor oyuncu Bruno S.
Amerika... Amerika... Rüyalar ülkesi Amerika'da Bruno'nun hayalleri ters yüz olurken, son gördükleri para attığınızda piyano çalan ve dans eden tavuklar oluyor. Sonra gidip teleferiğe biniyor Bruno. Teleferikte dönüp dururken bir silah sesi ve olay yerine gelen polisin son sözleriyle, Werner Herzog'un Stroszek filmi izleyicisini adeta olduğu yere çiviliyor.
"Burada yanan bir kamyonet var. Teleferikte dönüp duran adamı durdurmak için gerekli düğmeyi bulamıyoruz. Dans eden tavuğu da durduramadık. Bir elektrikçi gönderin!"

Bruno'nun hapishane arkadaşlarından birinin Türkçe konuştuğunu duyuyorum. Ayrıca Eva'nın müşterilerinden bir kaçının da aralarında Türkçe konuşmalarından Türk olduklarının ayırdına varıyorum. Dolayısıyla Werner Herzog'un Stroszek filmi, "İçinden Türkler ve Türk Motifleri Geçen Filmler" kategorime de yerleşiyor. Yalnızca toplumun kurallarına uymak için varolmayı ve para bitene kadar dans etmeyi reddeden Bruno ise elbette kalbimi tam onikiden vuruyor!!!

22 Mayıs 2017 Pazartesi

La Noia

Damiano Damiani 'nin 1963 yapımı, siyah-beyaz La noia / The Empty Canvas / Boş Tuval filmi, Alberto Moravia'nın "La Noia / Boredom / Can Sıkıntısı" adlı romanından uyarlanmış. Romanı okumadım ancak sanıyorum film romana oldukça sadık kalmış. Film Dino adındaki ana kahramanın boş tuvali parçalamasıyla başlıyor. Resim yapamayan, hayattan bezmiş, annesi zengin, dolayısyla para sıkıntısı değil ama can sıkıntısı çeken ressam Dino'yu Horst Buchholz canlandırıyor.
Dino'nun zengin annesini Bette Davis oynamış. Dino'nun annesine, annesinin parasına kızgınlıkla yaklaştığını ve mümkün olduğunca O'nunla az etkileşime girdiğini görüyoruz. Dino'nun annesiyle birlikte yaşamaktan kaçındığını, babasının evden uzaklarda sürekli seyahatte olmasından da annesini suçladığını görüyoruz.
Dino'nun yeknesak hayatı, kapı komşusu yaşlı ressamın modeli Catherine Spaak'ın canlandırdığı Cecilia ile tanışınca değişiveriyor. Cecilia, kendisine takıntılı olan yaşlı ressamın sadece modeli değil, kendisiyle ateşli bir ilişki de sürdürmekte. Ressamın ani ölümü üzerine, Dino ve Cecilia bir araya geliyor ve artık Cecilia'ya takıntılı olma süreci Dino'da başlıyor. Öyle ki Dino, Cecilia'ya olan takıntısının hayatını neredeyse yok etmesiyle karşı karşıya kalıyor...

19 Mayıs 2017 Cuma

19 Mayıs...


Fikirler ölmez!
.

13 Mart 2017 Pazartesi

Paterson

Jim Jarmusch'un son filmi, 2016 yapımı Paterson ile otobüs şoförü Paterson'ın eşliğinde Paterson kentinde şiirlerde kayboluyorsunuz!

Jim Jarmusch'un filmlerini ayrı severim ve tereddütsüz Paterson ile yine kalbimi fethettiğini söyleyebilirim! Uzun zamandır izlemekten keyif aldığım en hoş film oldu, hem kentin hem otobüs şöförünün hem de ünlü şair William Carlos Williams'ın şiir kitabının adı olan Paterson.
Otobüs şoförü Paterson'ın yazdığı şiirler (bu şiirleri aslında Jim Jarmusch'un sevdiği çağdaş şairlerden Ron Padgett yazmış), Jim Jarmsuch'un kendi şiiri "Water Falls / Düşen Su" (bu şiiri, Paterson'un iş çıkışında rastladığı küçük kız Paterson'a okuyor) ve de William Carlos Williams'ın şiirleri yer alıyor filmde. Şair Wiliiams'ın "Paterson" kitabı ile "The Collected Earlier Poems / İlk Şiirler Derlemesi" kitabı boy gösteriyor filmde. Otobüs şoförü Paterson'ın siyah-beyaz tasarımlara takıntılı, hatta pazarda satacağı kekleri bile siyah-beyaz kremayla bezeyen sevgilisi Laura'ya, Williams'ın "İlk Şiirler Derlemesi"'nden okuduğu dizeler oldukça hoş...

Paterson'ın "Would you rather be a fish / Bir balık olmayı tercih ederdin" dizesinin geçtiği son yazdığı şiir, Johnny Burke'ün sözlerini yazdığı ve Jimmy Van Heusen'in bestelediği 'Swinging On A Star' şarkısının içinden geçen bir satırdan geliyor. Şarkının balıkla ilgili bölümünü buraya da not etmek istiyorum.
A fish won't do anything but swim in a brook
He can't write his name or read a book
And to fool the people is his only thought
Though he slippery
- he still gets caught
But then if that sort of life is what you wish
You may grow up to be a fish.

Bir Pazartesi sabahı başlayıp ertesi hafta Pazartesi sabahı biten filmde otobüs şoförü Paterson'ın rutin hayatını birer röntgenci izleyici olarak izliyoruz. Hayatının yeknesaklığını yazdığı şiirlerle gideriyor Paterson, çok da iyi yapıyor ama hiç kopyası olmayan şiir defterinin başına gelenlerle hayatlarımızın ne kadar da ince bir çizgide olduğu, her an her şeyin değişebileceği ama hiç beklenmedik bir anda karşımıza çıkan fırsatlarla yeniden aynı rutine dönebileceğimiz kanıtlanıyor usulca...
Çok hoş yinelemeler, izdüşümler var filmde... Örneğin filmin başladığı ilk Pazartesi sabahında, Laura rüyasında ikiz çocukları olduğunu gördüğünü söylüyor. Bundan sonra tüm film boyunca Paterson, ev-iş yolunda, 23 numaralı hatta kullandığı otobüs güzergahında, akşamları köpekleri Marvin'i gezdirirken mola verdiği barda sürekli ikizler görüp duruyor!

Elbette, Paterson filminin içinden posteriyle geçen 1948 yapımı Abbott and Costello Meet Frankenstein ve Laura ile Paterson'un sinema salonunda izledikleri 1932 yapımı Island of Lost Souls filmleriyle "İçinden Filmler Geçen Filmler" kategorime de yerleşiyor Jim Jarmusch'un şiirlerle bezeli şiirsel filmi Paterson!

28 Ocak 2017 Cumartesi

Hoşçakalın John Hurt ve Emmanuelle Riva

27 Ocak 2017 benim için en çok 1984 filminin Winston Smith'i olan John Hurt ile Amour / Aşk filminin Anne'i olan Emmanuelle Riva'yı sonsuzluğa uğurladığımız gün olarak yerleşiyor zaman tüneline... Hoşçakalın!

23 Ocak 2017 Pazartesi

À peine j'ouvre les yeux

Tunuslu yönetmen Leyla Bouzid'in 2015 yılında gerçekleştirdiği, ilk uzun metrajlı filmi À peine j'ouvre les yeux / As I Open My Eyes / Tam Gözlerimi Açarken, protest bir müzik grubunun solisti olan 18 yaşındaki ana karakter Farah'ın üzerinden ülkesinin tarihsel dönüm noktası olan Yasemin Devrimi'nden bir kaç ay öncesinde, 2010 yazında Tunus'ta geçen günleri anlatıyor.
À peine j'ouvre les yeux / As I Open My Eyes / Tam Gözlerimi Açarken filmi, devrimden önceki günlerde özellikle gençlerin ruh halini, baskı altındaki hayatlarını, gençlerin karşısındaki düzeni gözler önüne seriyor.
Farah müziği, aşkı ve hayatı doyasıya, kendi istediği gibi yaşamak isterken, Farah'ın annesi kızının düzenin karanlık yüzüyle karşı karşıya kalmasını istemiyor. Farah rolündeki Baya Medhaffer ile Farah'ın annesi Hayet'i canlandıran Ghalia Benali ışıl ışıl parlıyorlar rollerinde. Özellikle Baya Medhafer'in söylediği "Ülkem" şarkısı sözleriyle bir şarkının nasıl korkulan bir silaha dönüşebileceğini kanıtlarken, kalbinizi yakalıyor ve hiç bırakmıyor...

12 Ocak 2017 Perşembe

Yılın İlk Dolunayı Yengeç Burcunda

Yılın ilk dolunayı!
12.01.2017

10 Ocak 2017 Salı

Kar güzeldir !



"...
kar yağıyor dışarda
mektubun yeni gelmiş
istanbul
kokuyor
..."
Behçet Aysan