8 Mart 2013 Cuma

Dünya Kadınlar Günü

"We want Bread, and Roses too! / Ekmek de istiyoruz, gül de!"

"Dünya Kadınlar Günü" veya tam adıyla "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" kutlu olsun! Hatıra paralarımızdaki kadın konulu paralar için buraya, günün anlam ve önemine uygun film için şuraya tıklayabilirsiniz.

6 Mart 2013 Çarşamba

Belma Baş’ın Rüzgârları


Poyraz
Belma Baş’ın, şuradaki röportajdan okuyup öğrenebileceğiniz üzere, sevdiği rüzgâr adlarından yola çıkarak oluşturduğu Poyraz ve Zefir esintileriyle savruldum dün gece ! Yönetmenin yazıp yönettiği 2006 yapımı Poyraz / Boreas adlı kısa filmi ile bu filminin devamı olan 2010 yapımı Zefir / Zephyr adlı uzun metrajlı filmini peşpeşe izledik. Poyraz / Boreas ruhumu alıp çok uzaklara götürürken, Zefir / Zephyr beni tam anlamıyla alaşağı etti. Ayrıksı, beni şaşırtan filmleri severim ama bir film -söz konusu olan Zefir / Zephyr- nasıl hem bu kadar güzel, dingin hem de bu kadar acımasız olabilir, sizi yerle bir edebilir ?! Hiç bir zaman unutmayacağım bir film oluyor Zefir ! Beklenmedik bir biçimde çarpıyor !

Zefir

5 Mart 2013 Salı

Kamchatka

Marcelo Piñeyro’nun Marcelo Figueras’la birlikte senaryosunu kotardığı , 2002 yapımı Kamchatka / Kamçatka filminde 24 Mart 1976 sonrası Arjantin’deyiz. Bir çocuğun gözlerinden darbe sonrasında neler olup bittiğini izliyoruz. Bir gecede hayatları değişiveriyor anne-baba-iki erkek çocuktan oluşan ailenin. Avukat baba ve kimyager anne arkadaşlarının gözlerden uzak, Buenos Aires dışındaki evlerine yerleşiyorlar. Etraflarındaki neredeyse tüm arkadaşları darbeciler tarafından tutuklanmış, durumları hayli zor, güvenebilecekleri kimseleri yok ve iki çocuklarına çok fazla sezdirmeden bu zor günleri atlatmaya çalışıyorlar.
Baba, çocuklarına bir oyunun içindeymişler gibi anlatıyor bulundukları durumu. Birer takma isimleri oluyor en başta. Çocukların sürekli izledikleri TV dizisi The Invaders / İstilacılar’ın ana karakteri David Vincent babanın adı oluyor. Küçük kardeşe “küçük adam” diyorlar, bize öyküyü anlatan 10 yaşlarındaki büyük kardeş ise yerleştikleri evin bir dolabında bulduğu ünlü eskapist /escape artist (her an her durumda içinde bulunduğu olumsuzluklardan -yani bağlı, kilitli vb. olabilir- kurtulup kaçabilen kişi demek eskapist) "Harry Houdini" hakkındaki kitaptan öykünerek, takma ad olarak “Harry” adını seçiyor.
Fırsat buldukça baba – oğul TEG (Táctica y Estrategia para la Guerra / Tactics and Strategy for War / Savaş Stratejisi ve Taktik Oyunu) oynuyorlar. (Bu durum da nasıl bir çelişkidir böyle ! Ülkende darbe olmuş, sen köşe bucak kaçmaya çalışıyorsun darbecilerden ama oğlunla bir savaş oyunu oynuyorsun O'nun hayatının dersini alabilmesi için!!!)
Filmin adının neden Kamchatka / Kamçatka olduğunu da bu oyunla birlikte öğreniyoruz. Tüm Dünya’nın 50 ülkeye bölündüğü ve en fazla ülke kontrolünü ele geçirenin kazandığı bir oyun bu. Harry hep babasına yeniliyor bu oyunda, taa ki anne-babasını son kez gördüğü gece oynadıkları oyunda tüm ülkeleri ele geçirip bir kahraman olmaya doğru adım adım ilerleyene dek. Ancak tüm ülkelerin kontrolünü eline geçirirken, babasının kontrolü elinde tutabildiği tek ülke olan Kamçatka tüm planlarını alt üst ediyor Harry’nin. Ummadığı bir karşı duruşla kalıyor bu noktada. Oyun saatler sürüyor, baba pes etmiyor ve Kamçatka direnişin sembolü oluyor!
Bir çocuğun gözlerinden politik bir filmi izlemek daha fazla sarsıyor izleyeni. Marcelo Piñeyro, tarih dersi vermeden, anne-babaya ne olacak diye izleyenin gözüne sokmadan, hoş metaforlarla (darbecilerin Dünya'yı istilaya gelen uzaylılara benzetilmesi gibi) anlatmış anlatmak istediğini.
Meraklısına hemen bir not; Pasifik Okyanusu’nun doğusu ile Ohotsk Denizi’nin batısında yer alan Kamçatka, gerçekte Rusya'ya bağlı bir yarımada. 29 tanesi halen aktif olan yaklaşık 150 volkanı bölgesinde barındıran Kamçatka, sahip olduğu volkanların çokluğuyla "volkanik fenomen" olarak nitelendiriliyormuş ve 19 aktif volkanı UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne alınmış. TEG oyunundaki haritayı gerçek Dünya haritasıyla eşleştirmeyin diyerek ülkemizin de bu oyunda yer aldığını belirteyim unutmadan. Filmdeki TEG kareleriyle noktalıyorum bugünkü günce notlarımı. Ortadaki karede ülkemiz işaretlenmiştir.

1 Mart 2013 Cuma

Damlarda ! /// Déjà vu

Artık Mart'a girdik. "Felidae" taifesi geri sayım işlemlerinin bitmesiyle, sabahın erken saatlerinden itibaren icraatlerine başladı !

20 Şubat 2013 Çarşamba

Filmozof Olmak ya da Olmamak!

Sevgili annemin, “Hayatımız film !” sözü, her zaman kulağıma küpedir!:)
Kitapçıda bir kitap ararken, geçtiğimiz günlerde bir yerde gözlerime takılmış olan Daniel Frampton’un Filmozofi: Sinemayı Yepyeni Bir Tarzda Anlamak İçin Manifesto” kitabına rastladım raflarda. Sinemayı başlı başına bir düşünme çabası olarak gören yazar ve sinemacı Daniel Frampton, getirdiği yeni yönteme “filmozofi / filmosophy” adını vermiş. Kitap 2006 yılında yayımlanmış. Türkçemize çevirisini Cem Soydemir’in yaptığı Filmozofi kitabı, geçtiğimiz ay Metis Yayınları’ndan çıktı.
Bir süre başucu kitaplarımdan olacak sinemanın gücünü farklı bir bakıştan anlatan bu manifesto.
Meraklısına küçük bir not; ülkemizde yayımlanan kitabın kapağındaki görüntü Antoni Krauze’nin 1970 yılının Polonya’sında, Gdynia Tersanesi’ndeki protestoları konu alan, 2011 yapımı Czarny czwartek. Janek Wiśniewski padl / Black Thursday. Janek Wiśniewski fell / Kara Perşembe. Janek Wiśniewski Düşer filminin çekimlerindendir.

14 Şubat 2013 Perşembe

Susma ! Danset !

Şiddete Dur Demek İçin Dans !

8 Şubat 2013 Cuma

Pardus - ANKA 2013 (ALPHA)

Bir süre önce Pardus, Debian tabanlı bir hale getirilmişti... Oysa alıştığımız ve güvendiğimiz özgün Pardus, PISI paketleriyle evrilmişti. Çok eskilerde bir "rootfs" vardı... Gentoo baz alınmıştı! Bir grup gönüllü geliştirici Anka kod adıyla Pardus'u küllerinden yeniden oluşturdu. Böylece "Deb." tabanlı sisteme mahkum olmayacağız. Hem, "Deb." isteyen, kendisini kurabilir. Kılıf geçirilmişini değil..! İşte tüm bu özetlediklerimden sonra, aylardır özgün Pardus'u diriltmeye ve geliştirmeye çalışan gönüllüler, ANKA'nın Alpha'sını (Alfa), 6 Şubat 2013 tarihinden itibaren nihayet kullanıma sundu. Unutmayalım ki, Alfa sürümler sadece deneyimli kullanıcılar içindir; eksiklik ve yanlışlıklar bulunabilir. Acemi GNU/Linux kullanıcıları için pek önerilmez. Gene de alfa sürümü test edip, çıkabilecek sorunları, geliştirici ekibe bildirmek, oldukça önem taşıyor elbette. Alfa'nın kod adıysa, Türk geliştirici ekibe destek veren Polonyalı bir geliştiricinin adını taşımakta: Marcin. Şimdilik sadece 64 Bit. Pek yakında da, 64 Bit'e ek olarak 32 Bit, Beta, RC (Release Candidate) ve en sonunda da Pardus 2013'ün çalışan (live) ile kurulan kararlı sürümlerini görmek dileğiyle, bazı ekran görüntülerini paylaşıyorum :





Çok Yaşa Pardus!

5 Şubat 2013 Salı

Kumrulu Şiir

Bu sabah, fotoğraf makinama yakalanan bir lokma ekmek peşindeki kumrunun anımsattığı dizeler...
Kumrulu Şiir

Duyduğum yoktu ne vakittir
Güvercin sesi, kumru sesi, pencerede;
İçime gene
Yolculuk mu düştü, nedir?
Nedir bu yosun kokusu,
Martıların gürültüsü havalarda;
Nedir?
Yolculuk olmalı, yolculuk.


Orhan Veli Kanık

2 Şubat 2013 Cumartesi

Faize Hücum

Dün gece, kızım da nasıl bir toplumsal çöküntü döneminden geçtiğimizi öğrenebilsin diye 2009'da kaybettiğimiz sevgili Zeki Ökten'in 1982 yapımı Faize Hücum filmini yeniden izledik. 1980'li yılların hemen başındaki banker skandalları üzerine bir belge film niteliğinde Faize Hücum. Senaryosu Fehmi Yaşar'a ait. İnsanca yaşamak isteyen iyi niyetli vatandaşlar hep birlikte nasıl kandırılır gayet güzel izliyoruz içimiz tükenerek ! Küçücük bir çocuğun arkadaşından borç istediği 20 lirayı ertesi gün faiziyle 30 lira olarak vereceğini söylediği bir dönem o dönem. O zamanki küçük çocuklar yetişkin olarak aramızdalar artık.

1 Şubat 2013 Cuma

Maria Larssons eviga ögonblick

Hayattaki ilk fotoğraf makinam kardeşimin armağanıydı. O gün bugündür, bütün hayatını çantasında taşıyan bir kadın olarak fotoğraf makinam çantamın vazgeçilmezlerinden biri oldu ve yaşamın unutulmaz anlarını fotoğraf makinamla dondurmak en büyük keyiflerimden biri haline geldi.
Jan Troell’in 2008 yapımı Maria Larssons eviga ögonblick / Maria Larsson’s Everlasting Moments / Maria Larsson’un Ölümsüz Anları filmini, büyük olasılıkla çok sevmemin sebeplerinden biri, filmin aslında geneline hakim olan onca hüzüne rağmen gerçek bir kişilik olan ana karakter Maria Larsson’un fotoğraf makinasıyla çekim yaptığı, karanlık odada geçirdiği sürelerde yakaladığı mutluluk anlarıydı diyebilirim.
Jon Troell’in ilk izlediğim filmi 1971 yapımı, yaklaşık 3 küsur saatlik destansı Utvandrarna / The Emigrants / Göçmenler filmiydi. İsveçli yazar Vilhelm Moberg’in aynı adlı romanından uyarlana film, 19. yüzyılın ortasında “yeni toprak, yeni ülke” hayalleriyle Ljuder’den (Güney İsveç’de küçük bir köy) Amerika’ya göç eden bir avuç İsveçli’nin öyküsünü anlatmaktaydı. Jan Troell, Maria Larssons eviga ögonblick filminde ise bir bakıma Amerika’ya göç etmeyi tercih etmeyen, ülkelerinde kalan yoksul İsveçlilerin hayatına dokunmuş. Üstelik filmdeki Maria Larsson, yönetmenin karısı Agneta Ulfsäter-Troell’in uzaktan bir akrabasıymış ve filmin öyküsünde karı-koca birlikte çalışmışlar.
1900'lü yılların hemen başlarında İsveç’te başlayan filmde, hayat şartlarının herkesi ama özellikle yükselen kapitalist sistemin işçileri ezdiği bir ortamda, ailesini çekip çeviren cesur Maria Larsson ile tanışıyoruz. Kocası Sigfried ile evlendiğinde piyangodan kazandığı ve bir köşeye kaldırdığı fotoğraf makinasını seneler sonra elden çıkarmak için bir fotoğrafçıya giden Maria, fotoğrafçının ısrarıyla elindeki makinanın büyüsünü keşfediyor ve sefalet dolu, yeknesak günlerinden çektiği fotoğraflarla sıyrılabilmeyi başarıyor.

Filmde tüm öyküyü Maria Larsson’un büyük kızının gözünden izliyoruz. Sıradan bir ev kadını olan Maria, fotoğraf işinde kendini geliştirdikçe ayakları yere basan, ekonomik olarak da özgürleşen bir kadın olarak yükseliyor. Maria’nın eve sürekli sarhoş gelen, kendisini sürekli aldatan kocasını neden terk edemediğini bir türlü algılayamıyorum. Nedense aklıma Büyük İskender’in Gordion düğümünü kesip atması geliyor, kimbilir, Maria belki de kocasını çözümlemek için uğraşmayı tercih ediyor, kesip atıp kurtulmaktansa.
Fotoğrafçının Maria'nın çektiği karelere bakıp "size bahşedilen sadece görme yeteneği değil" cümlesini çektiği tüm karelerdeki farklılıkla doğruluyor Maria Larsson.
Renkler muhteşem, film güzel ve oyunculuklar mükemmel !
Bu arada, Maria Larsson ve çocukları gittikleri sinemada Charles Chaplin'in Easy Street filmini izliyorlar, eve dönüşlerinde de çok güzel taklit ediyorlar Şarlo'yu.
Dolayısıyla Maria Larssons eviga ögonblick / Maria Larsson’s Everlasting Moments / Maria Larsson’un Ölümsüz Anları , "İçinden Filmler Geçen Filmler" kategorime de yerleşiyor.